Mülk suresi (67): metin, mealler ve tefsir

Diyanet Vakfı · Turkish - Rowwad · Kuran'ın kısaltılmış açıklaması · Tafsir as-Saadi

2
67:1
تَبَٰرَكَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ ٱلْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ‮١‬‬‬
Diyanet Vakfı
Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.
Turkish - Rowwad
Bütün mülk elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve Onun her şeye gücü yeter.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Bütün mülk, bir tek kendi elinde olan Allah’ın hayrı yücedir ve çoktur. Onun her şeye gücü yeter, hiçbir şey onu aciz bırakamaz.
Tafsir as-Saadi

1- Mutlak hükümranlık elinde olanın şanı ne yücedir! O, her şeye kâdirdir. 2- Hanginiz daha güzel amelde bulunacak diye sizi sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, Azîzdir, Ğafûrdur. 3- Yedi göğü kat kat/uyum içinde yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında/yarattığında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi gözünü çevir de bir daha bak bakalım, herhangi bir delik-gedik görebilecek misin? 4- Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak! Ama gözün, aciz ve bitkin olarak dönecektir.

(Mekke’de inmiştir. 30 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. “Mutlak hükümranlık elinde olanın şanı ne yücedir!” O, pek büyüktür, pek yücedir, hayrı pek çoktur, ihsanı her şeyi ve herkesi kuşatmıştır. O’nun azametinin bir tecellisi de ulvi ve süfli âlemin hükümranlığının ve tasarrufunun yalnızca O’nun elinde bulunmasıdır. Bu âlemi yaratan O’dur. Hikmetine bağlı olarak ister kaderi hükümleri ile ister dinî hükümleri ile dilediği şekilde bu âlemde yalnız O tasarruf eder. "O, her şeye kâdirdir.” Yani O’nun büyüklüğünün bir tecellisi de her şeye güç yetirmesi demek olan kemâl derecesindeki kudretidir. O, gökler ve yer gibi var ettiği tüm mahlukatı bu kudreti ile yaratmıştır.
2. “Hanginiz daha güzel” daha ihlâslı ve daha doğru “amelde bulunacak diye sizi sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” Kulları hakkında önce onlara hayat vermeyi, sonra da onları öldürmeyi takdir buyurmuştur. Yüce Allah, kullarını bu dünyada yaratmış, onlara buradan başka yere göçeceklerini haber vermiş ve onlara birtakım emirler verip yasaklar koymuştur. Emrine aykırı olan arzu ve isteklerle onları denemektedir. Allah’ın emrine sıkı sıkıya bağlanan kimseye Allah, dünyada da âhirette de en güzel şekilde mükâfat verir. Nefsinin isteklerine meyleden, onların arkasından giderek Allah’ın emrini bir kenara iten kimselere ise çok kötü bir ceza vardır. "O Azîzdir” herkesi kendi zatına boyun eğdirdiği, bütün yaratıkları emir ve hükümlerine bağladığı kamil izzet tümü ile yalnız O’nundur. "Ğafûrdur.” Günahkârları kusur işleyenleri ve hata içerisinde olanları -özellikle de tevbe edip kendisine yöneldikleri takdirde- bağışlayandır. O, onların tüm günahlarını bağışlar. İsterse bu günahları göğün tepesine kadar ulaşsın. Onların günahları dünyayı dolduracak kadar olsa dahi O, onların kusurlarını örter.
3. “Yedi göğü kat kat/uyum içinde yaratan O’dur.” Bu göklerin biri diğerinin üstündedir. Bunlar hepsi tek bir tabaka değildir, kat kattır. O, bunları gâyet güzel ve son derece sağlam olarak yaratmıştır. "Rahmân’ın yaratmasında/yarattığında hiçbir düzensizlik göremezsin.” Yani herhangi bir dengesizlik ve tutarsızlık bulamazsın. Hiçbir bakımdan dengesizlik ve tutarsızlık söz konusu olmadığına göre bunlar, tam anlamı ile güzel ve uyumlu demektir. Rengi, görünüşü, yüksekliği, içinde bulunan güneş, ay, ışık saçan yıldızlar, gezegenler vb. ile her bakımdan birbirleri ile uyum arz etmektedirler. Göklerdeki mükemmellik bilinen bir husus olduğundan dolayı Yüce Allah onun dört bir tarafına tekrar tekrar bakarak hakkında iyice düşünmeyi emretmekte ve şöyle buyurmaktadır:“Haydi gözünü çevir de bir daha” ibretle bakmak maksadı ile tekrar oraya “bak bakalım herhangi bir delik-gedik görebilecek misin?” Herhangi bir eksiklik ya da dengesizlik bulabilecek misin?
4. “Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak.” Bundan kasıt, bakmayı çokça tekrarlamaktır. “Ama gözün, aciz ve bitkin olarak dönecektir.” Yani orada herhangi bir dengesizlik ya da bir çatlak göremeyeceksin. İstersen bu hususta bütün gayretini ortaya koymuş ol!
Daha sonra Yüce Allah, göğün güzelliğini açıkça söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
67:2
ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْمَوْتَ وَٱلْحَيَوٰةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا ​ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفُورُ‮٢‬‬‬
Diyanet Vakfı
O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.
Turkish - Rowwad
O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O; mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
-Ey insanlar!- Hanginiz daha iyi amel ediyorsunuz diye sizleri denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, hiç kimsenin üstün gelemeyeceği Aziz olan ve kullarından tövbe edenlerin günahlarını bağışlayandır.
67:3
ٱلَّذِى خَلَقَ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍ طِبَاقًا ​ۖ مَّا تَرَىٰ فِى خَلْقِ ٱلرَّحْمَٰنِ مِن تَفَٰوُتٍ ​ۖ فَٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِن فُطُورٍ‮٣‬‬‬
Diyanet Vakfı
O ki, birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?
Turkish - Rowwad
Gökleri, üst üste yedi kat yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında bir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bak, (gökte) bir çatlak görüyor musunuz?
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Yedi kat gökyüzünü, her bir gök kendisinden öncekinin üzerinde bir kat halinde, hiçbiri birbirine temas etmeden yaratan O’dur. -Ey bakmakta olan!- Allah’ın yarattıkları içinde herhangi bir düzensizlik veya uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, herhangi bir çatlak veya gedik görüyor musun? Şüphesiz; sapasağlam, kusursuz bir yaratılmıştan başka bir şey göremezsin.
67:4
ثُمَّ ٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ ٱلْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ‮٤‬‬‬
Diyanet Vakfı
Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) aciz ve bitkin halde sana dönecektir.
Turkish - Rowwad
Sonra gözünü iki kere daha çevir (de bak). Göz hakir ve umudunu kesmiş bir halde sana döner.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Sonra gözlerini çevir, bir kaç defa daha bak! O zayıf, kesik görüşlü bakışların, semanın yaratılışında bir kusur veya hata görmeden utanç içinde sana dönecektir.
67:5
وَلَقَدْ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَٰبِيحَ وَجَعَلْنَٰهَا رُجُومًا لِّلشَّيَٰطِينِ ​ۖ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ‮٥‬‬‬
Diyanet Vakfı
Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Turkish - Rowwad
Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları Şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Muhakkak yeryüzüne en yakın semayı ışıldayan yıldızlarla süsledik ve bu yıldızları, gizlice kulak kabartıp dinleyen şeytanları taşlayan ve onları yakan gök taşlarına dönüştürdük. Onlar için, ahirette alevlenmiş bir ateş hazırladık.
Tafsir as-Saadi, 67:2–5

5- Andolsun Biz, (dünyaya) en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara atış taneleri yaptık. Onlar için çılgın alevli bir azap da hazırladık. 6- Rablerini inkâr edenlere de cehennem azabı vardır. O, ne kötü bir dönüş yeridir! 7- Oraya atıldıklarında onun, fokur fokur kaynarken çıkardığı korkunç sesini işitirler. 8- Öfkesinden nerede ise çatlayacak olur. İçine bir grup atıldığı her defasında oranın bekçileri onlara:“Size bir uyarıcı (peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar. 9- Onlar da şöyle derler:“Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz yalanlamış ve: ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’, demiştik.” 10- Yine derler ki:“Eğer dinleseydik veya aklımızı kullanmış olsaydık şimdi cehennemlikler arasında olmazdık.” 11- Böylelikle günahlarını itiraf edeceklerdir. O halde cehennemlikler (ilahi rahmetinden) uzak olsun!

5. “Andolsun Biz” sizin görmekte olduğunuz ve size yakın olan “(dünyaya) en yakın göğü kandillerle” nur ve aydınlıkları itibari ile birbirinden farklı olan yıldızlarla “süsledik.” Şâyet semadaki yıldızlar olmasaydı, orası güzelliği ve göz alıcılığı bulunmayan kapkaranlık bir tavan gibi olurdu. Ancak Yüce Allah, bu yıldızları semâya bir süs, bir güzellik ve bir aydınlık kılmıştır. Bunların aydınlığı ile karanın ve denizin karanlıklarında gidilecek yerin yolu bulunur. Yüce Allah’ın dünya semâsını kandillerle süslemiş olduğunu haber vermesi, pek çok yıldızın yedi kat semânın üstünde olmasına aykırı değildir. Çünkü semâlar şeffaftır. Bu yolla da dünyaya yakın olan semânın süsü de -yıldızlar orada bulunmasalar dahi- gerçekleşmiş olmaktadır. "Onları” yani (yıldızlar demek olan) kandilleri, semânın haberini kulak hırsızlığı ile öğrenmek isteyen “şeytanlara atış taneleri yaptık.” Yüce Allah, bu yıldızları şeytanların oradaki haberleri alıp dünyaya götürmelerine karşı semâ için bir koruma aracı kılmıştır. İşte yıldızlardan gelen bu alevli ateşleri Yüce Allah, dünyada şeytanlar için hazırlamıştır. "Onlar için” âhirette “çılgın alevli bir azap da” Allah’a karşı isyan edip kullarını saptırdıkları için “hazırladık.”
6. O şeytanlara uyan kâfirler de onlar gibidir. Allah, onlar için de cehennem azabını hazırlamıştır. Bundan dolayı şöyle buyurulmaktadır:“Rablerini inkâr edenlere de cehennem azabı vardır. O, ne kötü bir dönüş yeridir!” Oraya girecekler, en ileri derecede hakir düşürülecek ve zelil edileceklerdir.
7. “Oraya” hakir düşürülerek ve zelil kılınarak “onun, fokur fokur kaynarken çıkardığı korkunç” oldukça yüksek ve dehşetli “sesini işitirler.”
8. “Öfkesinden nerede ise çatlayacak olur.” Yani onun bir arada bulunan yapısı nerede ise birbirinden ayrılıp dağılacak, kâfirlere karşı olan aşırı öfkesinden dolayı birbirinden kopup uzaklaşacak. Hal böyleyken kâfirler oraya varacaklarında onlara ne yapacağını düşünebiliyor musun? Daha sonra cehennem bekçilerinin cehennemlikleri azarlayacakları söz konusu edilerek şöyle buyrulmaktadır:“İçine bir grup atıldığı her defasında oranın bekçileri onlara: “Size bir uyarıcı (peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar.” Yani cehennem azabını hak edeceğiniz sanki size haber verilmemiş gibi, sanki uyarıcılar bu azabı size bildirerek sizi sakındırmamış gibi bir haliniz var.

9. Böylece hem kendilerine gelenleri yalanlamış olduklarını, hem de Allah’ın bütün indirdiklerini toptan yalanlamış olduklarını haber vereceklerdir. Bununla da yetinmeyerek kendilerini uyarıp korkutan ve gerçekte hidâyet üzere bulunup hidâyete ileten peygamberlerin sapık olduklarını söylediklerini, hatta bununla da yetinmeyerek bu sapıklıklarının pek büyük olduğunu da ileri sürdüklerini açıklamaktan geri kalmayacaklardır. Böyle bir inat, kibir ve zulmün bir benzeri görülmüş müdür?

10. Bu sözleriyle kendilerinin hidâyet bulmaya ve doğru yolu izlemeye layık kimseler olmadıklarını itiraf ederler. Yine kendilerinin hidâyet bulma yollarına sahip olmadıklarını da söylemiş olacaklar. Bu yollardan biri Allah’ın indirdiklerini ve peygamberlerin gönderdiklerini dinlemektir. Diğeri de kişiye faydalı olan, onun eşyanın gerçek mahiyetini bilmesini sağlayan, hayrı tercih ettiren ve kötü âkıbete götüren her bir husustan da uzak kalmasını emreden akıldır. Ama onların ne dinleyen kulakları, ne de düşünen akılları var. Yakîn ve irfan ehli, doğruluk ve iman sahibi kimseler ise böyle değildir. Onlar, imanlarını peygamberlerin getirdikleri sem’î (işitmeye dayalı nakli) delillerle desteklediler. Allah’tan geleni, Allah’ın Rasûlünün getirdiğini dinlediler, öğrendiler ve gereğince amel ettiler. Yine imanlarını hidâyeti sapıklıktan, güzeli çirkinden ve hayrı şerden ayırt etmeye yarayan aklî delillere de kulak verdiler. Onların imanları, Yüce Allah’ın kendilerine lütfettiği kadarıyla akıl ile kavranılan ve nakil ile bildirilen gerçeklere uymak şeklindedir. Lütfunu dilediği kimselere veren, kullarından dilediği kimselere ihsanda bulunan ve hayra elverişli olmayanları da tevfikine mazhar kılmayan Allah’ın şanı ne yücedir!
11. Yüce Allah, cehenneme giren, zulüm ve inatlarını da itiraf eden bu kimseler hakkında şöyle buyurmaktadır:“Böylelikle günahlarını itiraf edeceklerdir. O halde cehennemlikler (ilahi rahmetinden) uzak olsun!” Bedbaht olsunlar, hüsrana uğrasınlar! Onlar ne kadar bedbahttırlar ve ne kadar büyük bir helake duçar olmuşlardır! Çünkü Allah’ın mükâfatını elden kaçırmışlar, üstelik bedenlerini alev alev yakan ve kalplerine kadar tırmanan cehennem ateşine ayrılmamak üzere girmişlerdir.
67:6
وَلِلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ ​ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ‮٦‬‬‬
Diyanet Vakfı
Rablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüştür!
Turkish - Rowwad
Rablerini inkâr edenlere cehennem azabı vardır. Orası ne kötü bir varış yeri!
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Rablerini küfredenler için kıyamet günü tutuşmuş bir cehennem azabı vardır. Orası, kendisine dönülen ne kötü bir dönüş yeridir!
67:7
إِذَآ أُلْقُواْ فِيهَا سَمِعُواْ لَهَا شَهِيقًا وَهِىَ تَفُورُ‮٧‬‬‬
Diyanet Vakfı
Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
Turkish - Rowwad
Oraya atıldıklarında o kaynayıp coşarken onun korkunç sesini işitirler.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Ateşe atıldıkları zaman kazanın kaynaması gibi kaynayan Cehennem'den gelen şiddetli çirkin bir ses duyarlar.
67:8
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلْغَيْظِ ​ۖ كُلَّمَآ أُلْقِىَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَآ أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ‮٨‬‬‬
Diyanet Vakfı
Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar.
Turkish - Rowwad
Neredeyse Cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara; “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
İçine atılan kimselere duyduğu öfkenin şiddetinden az kalsın birbirinden ayrılarak parçalanacaktı. Cehennem ashabından kâfir olan her bir topluluk içine atıldığı zaman, orada sorumlu melekler onlara azarlama sorusu sordular: "Dünyada, sizi Allah’ın azabına karşı korkutan bir peygamber gelmedi mi?"
67:9
قَالُواْ بَلَىٰ قَدْ جَآءَنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ كَبِيرٍ‮٩‬‬‬
Diyanet Vakfı
Onlar şöyle cevap verirler: Evet, doğrusu bize, (bu azap ile) korkutan bir peygamber gelmişti; fakat biz (onu) yalan saymış ve: Allah'ın bir şey gönderdiği yok; siz olsa olsa büyük bir sapıklık içindesiniz! demiştik.
Turkish - Rowwad
Onlar da şöyle derler: “Evet! Bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik.”
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Kâfirler şöyle dediler: “Evet! Elbette bizi Allah’ın azabından korkutan bir peygamber geldi. Fakat biz onu yalanlayarak şöyle dedik: Allah hiçbir vahiy indirmemiştir. -Ey Peygamberler!- Sizler hakikatten uzaklaşmış büyük bir sapıklıktan başka bir yerde değilsiniz.”
67:10
وَقَالُواْ لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِىٓ أَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ‮١٠‬‬‬
Diyanet Vakfı
Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkumları arasında olmazdık! diye ilave ederler.
Turkish - Rowwad
Yine derler ki: "Eğer biz dinleseydik ve aklımızı kullanmış olsaydık, cehennemlikler arasında olmazdık."
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Kâfirler şöyle dediler: “İstifade edeceğimiz bir şekilde dinliyor ya da hak ile batılı birbirinden ayırt edebilecek şekilde düşünebiliyor olsaydık, cehennem ashabı zümresinden biri olmaz, bilakis peygamberlere iman edip getirdiklerini tasdik edenlerden ve cennet ehlinden biri olurduk.''
67:11
فَٱعْتَرَفُواْ بِذَن​ۢبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ‮١١‬‬‬
Diyanet Vakfı
Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun, o alevli cehennemin mahkumları!
Turkish - Rowwad
İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Artık alevli ateştekiler Allah’ın rahmetinden uzak olsun!
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Kendi aleyhlerine kâfir olduklarını ve yalanladıklarını ikrar ettiler. Böylece cehennemi hak ettiler. Uzak olsun o cehennem ashabı!
67:12
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ‮١٢‬‬‬
Diyanet Vakfı
Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükafat vardır.
Turkish - Rowwad
Görmediği halde Rablerinden korkup çekinen kimseler için de elbette bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Yalnız başlarına iken Allah'tan korkan kimseler, onların günahları için bir bağışlanma ve karşılığı cennet olan çok büyük bir mükâfat vardır.
Tafsir as-Saadi, 67:6–12

12- Rablerinden gıyâben korkanlar var ya, işte onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.

12. Yüce Allah, günahkâr ve bedbahtların durumunu söz konusu ettikten sonra bahtiyarların ve iyilikler yapanların niteliklerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Rablerinden gıyâben korkanlar var ya” yani Allah’tan başka hiçbir kimsenin kendilerini görmediği halleri de dahil her hallerinde Rablerinden korkan ve O’na isyanı gerektiren işlere yönelmeyen, kendilerine vermiş olduğu emirlerde de kusurlu hareket etmeyen kimseler; “işte onlar için” günahlarına “mağfiret… vardır.” Allah günahlarını bağışlayıp kendilerini günahlarının kötülüklerinden ve cehennem azabından koruyacak “ve” ayrıca onlar için “büyük bir mükafat vardır.” Bu mükafat Allah’ın onlara cennette hazırlamış olduğu ebedi nimetler, pek büyük mülk, kesintisiz lezzetler, köşkler, pek yüksek konaklar, oldukça güzel huriler ve hizmetçilerdir. Bütün bunlardan daha büyük olmak üzere de Rahmân’ın cennetliklere ihsan edeceği rızasıdır.
67:13
وَأَسِرُّواْ قَوْلَكُمْ أَوِ ٱجْهَرُواْ بِهِۦٓ ​ۖ إِنَّهُۥ عَلِيمُ​ۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ‮١٣‬‬‬
Diyanet Vakfı
Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir.
Turkish - Rowwad
Sözünüzü ister gizleyin ve isterse onu açığa vurun. Şüphesiz O gönüllerde olanı bilir.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
-Ey insanlar!- İster sözünüzü gizleyin, isterseniz de açığa vurun, şüphesiz Allah onu bilir. Allah -Subhânehu ve Teâlâ- kullarının kalplerinde olanları bilir. Bundan hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
Tafsir as-Saadi

13- Sözünüzü ister gizleyin, ister açıkça söyleyin (fark etmez); çünkü O, kalplerde olanı bilendir. 14- Yaratan bilmez mi hiç? O, Lâtiftir, her şeyden haberdardır.

13. Bu buyrukla Yüce Allah, ilminin genişliğini, en gizli hususlardan haberdar oluşunun kapsamlılığını haber vermekte ve şöyle buyurmaktadır: "Sözünüzü ister gizleyin, ister açıkça söyleyin.” Her ikisi de O’nun için birdir. Onlardan hiçbirisi O’na gizli kalmaz. "Çünkü O, kalplerde olanı bilendir.” Kalplerdeki niyetleri ve iradeleri bile çok iyi bildiğine göre ya görülüp işitilen söz ve davranışların durumu ne olur?
14. Daha sonra Yüce Allah, ilmine aklî bir delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Yaratan bilmez mi hiç?” Varlıkları yaratan ve onlara en sağlam şekli ve en güzel sureti veren, yarattığı şeyi nasıl olur da bilmez? “O Lâtiftir, her şeyden haberdardır.” O’nun ilmi ve haberdar oluşu o kadar incelikleri de kuşatır ki O, gizlilikleri, kalpleri, saklı tutulanları ve gaybı dahi bilir. Çünkü “O, gizli olanı da gizlinin gizlisini de bilendir.”(Tâhâ, 20/7) Lâtif isminin manaları arasında şu da vardır: O, kuluna ve dostuna karşı lütufkârdır. İyilikleri ve ihsanı onun fark edemeyeceği yerlerden önüne sürer. Ummadığı, beklemedeği yerlerden onu kötülüklere karşı korur. Hiçbir şekilde kulun hatırından geçirmediği pek çok sebepler ile onu en yüksek mertebelere yüceltir. Hatta hoşuna gitmeyen şeyleri ona tattırarak bu şekilde onu en üstün ve sevilen şeylere, en değerli hedeflere ulaştırır.
67:14
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ‮١٤‬‬‬
Diyanet Vakfı
Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
Turkish - Rowwad
Yaratan bilmez mi? O latiftir, her şeyden haberdar olandır.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Bütün varlıkları yaratan (Allah), gizli sırları ve sırlardan daha gizli olanları bilmez mi? O, kullarına karşı çok lütufkârdır. Onların durumlarını bilir. O hususta hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
67:15
هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ ذَلُولًا فَٱمْشُواْ فِى مَنَاكِبِهَا وَكُلُواْ مِن رِّزْقِهِۦ ​ۖ وَإِلَيْهِ ٱلنُّشُورُ‮١٥‬‬‬
Diyanet Vakfı
Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır.
Turkish - Rowwad
O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Üzerine yerleşmeniz için size yeryüzünü kolay ve yumuşak kılan O'dur. Yeryüzünün her bucağında, her tarafında gezin ve orada sizin için hazırladığı rızıklarından yiyin. Sonunda hesap verip karşılığını görmek üzere bir tek O'na döndürüleceksiniz.
Tafsir as-Saadi, 67:14–15

15- Yeryüzünü sizin için emre amade kılan O’dur. O halde onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın (oradaki) rızkından yiyin. Dirilip toplanma O’na olacaktır.

15. Yani yeri sizin emrinize veren ve size boyun eğdiren O’dur. Böylelikle ağaç dikmek, bina yapmak, sürüp ekmek gibi ihtiyacınız olan her bir şeyi yapabilirsiniz. Aynı şekilde pek uzak yerlere ve bölgelere ulaşmanızı sağlayacak yollar da açmıştır orada. "O halde” rızkınızı aramak ve kazanç elde etmek maksadı ile “onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın (oradaki) rızkından yiyin. Dirilip toplanma O’na olacaktır.” Yani sizler, Allah’ın sizin için bir imtihan ve âhiret yurduna ulaşmak üzere bir yol kılmış olduğu bu dünya yurdundan göç edip öldükten sonra diriltileceksiniz ve iyi ya da kötü amellerinizin karşılığını size vermek üzere de Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.
67:16
ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخْسِفَ بِكُمُ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ‮١٦‬‬‬
Diyanet Vakfı
Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.
Turkish - Rowwad
Gökte olanın, yeryüzü sarsıldığı zaman sizi yerin dibine batırmayacağından emin mi oldunuz?
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Semada olan Allah’ın, Karun’un ayaklarının altındaki toprağı yardığı gibi, üzerine yerleşmeniz için kolay ve hizmete hazır olan ayaklarınızın altındaki toprağı yarmayacağından emin mi oldunuz? Sapasağlam bir haldeyken birdenbire sizi sarsıverir.
Tafsir as-Saadi

16- Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? Bir de bakmışsınız ki yer, durmadan çalkalanıyor! 17- Yahut gökte olanın üzerinize çakıl taşı yağdıran bir rüzgâr göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? Benim uyarımın (akıbetinin) nasıl olduğunu yakında anlayacaksınız! 18- Andolsun onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Peki, benim (yalanlamalarına verdiğim) cevap nasılmış!?

16. Bu buyruklar, azgınlığını sürdüren, haddi aşmayı ve ibretli cezayı gerektiren isyanını sürdürmeye devam eden kimselere cezaya çarptırılacaklarına dair bir tehdittir. Şöyle buyurmaktadır: "Gökte olanın” yani varlıkların üstünde olan Yüce Allah’ın “sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? Bir de bakmışsınız ki yer, durmadan çalkalanıyor!” Siz helâk oluncaya kadar sizleri sallayıp sarsıyor.
17. “Yahut gökte olanın üzerinize” semâdan “çakıl taşı yağdıran” sizi taşa tutan “bir rüzgâr göndermeyeceğinden” ve böylece Allah’ın sizden intikam almayacağından “emin mi oldunuz? Benim uyarımın (akıbetinin) nasıl olduğunu yakında anlayacaksınız.” Peygamberlerin ve onlara gönderdiğim Kitapların sizleri kendisi ile korkuttukları azabın size nasıl geleceğini göreceksiniz. O bakımdan yerden yahut semâdan size bir cezanın gelmesinden kendinizi güvenlik içinde hissedişinizin size faydası olacağını sanmayın. Er ya da geç yaptığınızın âkıbetini tadacaksınız. 18. Sizden öncekiler de sizin gibi yalanlamışlardı. Yüce Allah, onları helâk etti. Allah’ın onların yalanlamasına nasıl cevap verdiğine bir bakın. Ahiret azabından daha önce dünyada iken azaplarını onlara tattırdı. O halde onların başına gelenin size gelip çatmasından sakınmalısınız.
67:17
أَمْ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا ​ۖ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ‮١٧‬‬‬
Diyanet Vakfı
Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!
Turkish - Rowwad
Yoksa gökte olanın üzerinize taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgâr göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde benim uyarmam nasılmış bilip öğreneceksiniz.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Yoksa göklerin üzerinde olan Allah’ın, Lût kavmine yağdırdığı gibi sizlere de gökyüzünden taşlar yağdırmayacağından emin mi oldunuz? Sizlere olan azabımı ve uyarımı gözlerinizle gördüğünüz zaman bunu öğreneceksiniz. Fakat, azabın gözle görülmesinin ardından ondan faydalanamayacaksınız.
67:18
وَلَقَدْ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ‮١٨‬‬‬
Diyanet Vakfı
Andolsun ki, onlardan öncekiler de (bunu) yalan saymışlardı; ama benim karşılık olarak verdiğim azap nasıl olmuştu!
Turkish - Rowwad
Andolsun ki onlardan öncekiler de yalanladılar. Fakat benim inkârım nasıl oldu?
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
O müşriklerden önce yaşamış ümmetler de elbette yalanlamışlardı. İnkârlarında ve yalanlamalarında ısrar ettikleri için üzerine Allah’ın azabı iniverdi. Benim onları inkâr etmem nasıldı? Doğrusu çok şiddetli bir inkârdı.
67:19
أَوَلَمْ يَرَوْاْ إِلَى ٱلطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٰٓفَّٰتٍ وَيَقْبِضْنَ ​ۚ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحْمَٰنُ ​ۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍ بَصِيرٌ‮١٩‬‬‬
Diyanet Vakfı
Üstlerinde kanatlarını aça-kapata uçan kuşları (hiç) görmediler mi? Onları (havada) rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir.
Turkish - Rowwad
Üstlerinde kanatlarını açarak ve kapayarak uçan kuşları görmediler mi? Onları Rahman'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görendir.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
O yalanlayanlar, ardı ardına kanatlarını havada açıp kapayarak üzerlerinde uçan kuşları görmüyorlar mı? Allah'tan başkası onları yere konmadan havada tutamaz. Şüphesiz o hususta hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
Tafsir as-Saadi, 67:17–19

19- Üstlerinde kanatlarını açıp kapayarak uçan kuşları görmezler mi? Onları (havada) Rahmân’dan başkası tutmuyor. Şüphesiz O, her şeyi görendir.

19. Bu buyruk, Yüce Allah’ın emrinde olan, kendilerine de havayı ve atmosfer boşluğunu amade kıldığı kuşların durumuna ibretle bakmaya bir teşvik ve bakmamaktan dolayı da bir azardır. Kuşlar havada uçmak üzere kanatlarını açarlar, inmek için de kendilerine doğru çekip kaparlar. Böylelikle istek ve ihtiyaçlarına uygun olarak hava boşluğunda adeta yüzerler. “Onları (havada) Rahmân’dan başkası tutmuyor.” Onlara hava boşluğunu amade kılan, vücut yapılarını ve yaratılışlarını uçmaya elverişli bir halde yaratan, O’dur. Kuşların durumuna bakıp da ondan ibret alan kimse, yüce Yaratıcının kuvvetini ve Rabbânî inâyetini görür. Kendisinden başka hiçbir kimseye ibadet edilmemesi gereken biricik yegane mabudun O olduğunu anlar. "Şüphesiz O, her şeyi görendir.” Kullarını kendilerine uygun olarak ve hikmetinin gereğine göre çekip çeviren O’dur.
67:20
أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحْمَٰنِ ​ۚ إِنِ ٱلْكَٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ‮٢٠‬‬‬
Diyanet Vakfı
Rahman olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkarcılar ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.
Turkish - Rowwad
Rahman olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? Kâfirler ancak boş bir gurur/aldanış içindedirler.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
-Ey kâfirler!- Azap etmek istediği zaman, sizleri Allah’ın azabından alıkoyacak hiçbir askeriniz yoktur. Kâfirler ancak aldanmış kimselerdir. Şeytan onları kandırmış ve onlar da ona aldanmışlardır.
Tafsir as-Saadi

20- Hani, Rahmân’nın dışında (O’na karşı) size yardım edecek olan askerleriniz de kimmiş? Kâfirler ancak bir aldanış içindedirler. 21- Peki ya O, rızkını kesiverirse size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar inatla azgınlık etmekte ve haktan kaçmaktadırlar.

20. Yüce Allah, emrinden uzaklaşan, hakka karşı çıkan ve azgınlaşan kimselere şöyle hitap etmektedir:“Hani, Rahmân’nın dışında (O’na karşı) size yardım edecek olan askerleriniz de kimmiş?” Yani Rahmân olan Allah size bir kötülük murat ederse size yardıma gelerek O’nun azabını sizden geri çevirecek olan kimdir? Düşmanlarınıza karşı Rahmân olan Allah’tan başka size kim yardım edebilir? Yardım eden, güçlü kılan, zelil eden O’dur. O’nun dışındaki varlıklar ise bir kula yardımcı olmak üzere bir araya gelseler, kim olursa olsun zerre ağırlığı kadar dahi ona faydalı olamazlar. Rahmân olan Allah’tan başka hiçbir kimsenin kendilerine yardım edemeyeceğini bilmelerine rağmen kâfirlerin, küfürlerini sürdürmeleri sadece bir aldanıştır, bir akılsızlıktır.
21. “Peki ya O, rızkını kesiverirse size rızık verebilecek olan kimdir?” Yani rızkın tümü Allah’tandır. Eğer O, size verdiği rızkı kesecek olursa rızkınızın size gelmesini sağlayacak olan kimdir? Varlıklar kendi rızıklarını temin edemezler ki başkalarına verebilsinler! O halde kullarının sahip olduğu ne kadar nimet varsa, hepsini veren ve hepsinin sahibi olan Allah’tan başka ibadete layık olan yoktur. "Hayır, onlar” yani kâfirler “inatla azgınlık etmekte” hakka karşı katılaşıp yumuşamamakta ve haktan uzaklaşıp “kaçmaktadırlar.”
67:21
أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُۥ ​ۚ بَل لَّجُّواْ فِى عُتُوٍّ وَنُفُورٍ‮٢١‬‬‬
Diyanet Vakfı
Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.
Turkish - Rowwad
Eğer O, rızkınızı kesecek olsa size rızık verecek olan kimdir? Bilâkis onlar azgınlık ve nefret içinde inatla direnmektedirler.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Allah; rızkının size ulaşmasına engel olsa, başka hiç kimse sizi rızıklandıramaz. Bilakis gerçek şu ki, kâfirler inat edip büyüklük taslamakta ve haktan geri durmakta ısrar ediyorlar.
67:22
أَفَمَن يَمْشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجْهِهِۦٓ أَهْدَىٰٓ أَمَّن يَمْشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ‮٢٢‬‬‬
Diyanet Vakfı
Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?
Turkish - Rowwad
O halde, yüzüstü kapanarak yürüyen mi daha çok hidâyete erendir, yoksa dosdoğru bir yol üzerinde dimdik yürüyen kimse mi?
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
O halde yüzü üzerine düşmüş, onun üzerinde sürünerek yürüyen -O, müşrik- kimse mi daha doğru bir yol üzeredir, yoksa dosdoğru yol üzerinde dimdik yürüyen Müminler mi?
Tafsir as-Saadi, 67:21–22

22- Şimdi yüz üstü kapaklanmış bir halde yürüyen kimse mi daha doğru yoldadır yoksa dosdoğru bir yol üzere dimdik yürüyen kimse mi?

22. Şu iki şahıstan hangisi doğru yoldadır? Sapıklık içinde kaybolmuş, gırtlağına kadar küfre gömülmüş, kalbi baş aşağı çevrilmiş, böylelikle hakkı batıl batılı da hak olarak gören kimse mi? Yoksa hakkı bilen, onu tercih eden, gereğince amel eden, sözlerinde, davranışlarında ve bütün hallerinde dosdoğru yol üzerinde yürüyen kimse mi? Bu iki şahsın durumuna bakmakla aralarındaki fark anlaşılmış olur. Bunlardan hangisinin hidâyette, hangisinin de dalalette olduğu açıkça bilinir. Çünkü haller, sözlere göre daha büyük bir delil ve tanıktır.

67:23
قُلْ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ​ۖ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ‮٢٣‬‬‬
Diyanet Vakfı
(Resulüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!
Turkish - Rowwad
Deki: "Sizi yaratan size işitme (için kulaklar), gözler ve kalpler veren odur. Ne kadar az şükredersiniz."
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
-Ey Peygamber!- O yalanlayan müşriklere de ki: “Sizleri yaratan, sizlere kendisiyle işittiğiniz duyma yetisini, kendisiyle gördüğünüz görme yetisini ve kendisiyle düşündüğünüz kalpler veren Allah’tır. Sizlere verdiği nimetlere ne kadar da az şükrediyorsunuz!''
Tafsir as-Saadi

23- De ki:“Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” 24- De ki:“Sizi yaratıp yeryüzüne yayan O’dur ve (ölümden sonra diriltilip) O’nun huzurunda toplanacaksınız.” 25- “Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ne zaman gerçekleşecekmiş?” derler. 26- De ki:“Onun bilgisi, ancak Allah’ın katındadır. Ben ise ancak apaçık bir uyarıcıyım.”

23. Yüce Allah, yegane mâbûdun kendisi olduğunu açıklayarak kullarını kendisine şükretmeye ve yalnızca kendisine ibadet etmeye davet etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“De ki: Sizi yaratan,” herhangi bir destek ve bir yardımcı olmaksızın sizi yoktan var eden, sizi var ettikten sonra da varlığınızı kemâle erdirerek “size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur.” Bunlar insan vücudundaki azaların en değerlileri, bedenî güçlerin en mükemmelleridir. Ancak sizler bunca nimetlere rağmen Allah’a “ne kadar şükrediyorsunuz?” Şükredenleriniz de pek azdır, şükrünüz de pek azdır.
24. “De ki: Sizi yaratıp yeryüzüne yayan O’dur.” Yeryüzünün dört bir yanına sizi yaymış, çeşitli yerlerinde sizi yerleştirmiş, size emir ve yasaklar koymuş, sizlere yararlanacağınız türden pek çok nimetleri bol bol vermiştir. Bundan sonra da Kıyamet gününde sizi bir araya getirip toplayacaktır. Ancak bu inatçılar, amellerin karşılıklarının verileceğine dair olan bu vaadi inkâr etmektedirler.
25. O vaadi yalanlamak kastı ile “Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ne zaman gerçekleşecekmiş?” derler.” Onlar, bu sözleri ile kendilerine bu tehditte bulunanların doğru söylediklerinin alâmetinin, onun geliş vaktini kendilerine bildirmeleri olduğunu ile sürmüşlerdir. Bu ise bir zulüm ve bir inattır.

26. Hiçbir yaratılmış bunu bilemez. Ayrıca verdiğimiz bu haber ile onun gerçekleşme vaktini bildirmek arasında bir ilişki yoktur. Çünkü doğru olan bir şey, delilleri ile bilinir. Yüce Allah da hakka şahit olarak bu gerçeğe kulak veren kimselerin, en ufak bir şüpheleri kalmayacak şekilde bunun doğruluğunu ortaya koyan apaçık delilleri ve belgeleri ortaya bildirmiş bulunmaktadır.

67:24
قُلْ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ‮٢٤‬‬‬
Diyanet Vakfı
De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; ancak O'nun huzuruna gelip toplanacaksınız.
Turkish - Rowwad
Deki: "O sizi yeryüzüne dağıtıp, yayandır. Yalnız onun huzuruna toplanıp götürüleceksiniz."
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
-Ey Peygamber!- O yalanlayan müşriklere de ki: “Sizleri yeryüzüne gönderen ve orada yayan, hiçbir şey yaratamayan putlarınız değil, Allah’tır. Kıyamet günü, hesap vermek ve karşılığını görmek üzere putlarınızın huzuruna değil, bir tek onun huzurunda toplanacaksınız. O'ndan korkun ve sadece O'na ibadet edin."
67:25
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ‮٢٥‬‬‬
Diyanet Vakfı
"Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit hani ne zaman (gerçekleşecek)?" derler.
Turkish - Rowwad
“Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Yeniden dirilişi inkâr edenler, yeniden dirilişin imkânsız olduğunu düşünerek şöyle derler: "-Ey Muhammed!- Eğer onun geleceğine dair iddianızda doğru söylüyorsanız, sen ve ashabının bizi tehdit ettiği bu vaat ne zaman gerçekleşecek?''
67:26
قُلْ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَاْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ‮٢٦‬‬‬
Diyanet Vakfı
De ki: O bilgi, ancak Allah'a mahsustur. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.
Turkish - Rowwad
De ki: “Bunun bilgisi yalnız Allah’ın katındadır. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.''
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
-Ey Peygamber!- De ki: “Kıyamet gününün bilgisi sadece Allah’ın katındadır. Ne zaman kopacağını ancak O bilir. Ben, size yaptığım uyarımda sadece apaçık bir uyarıcıyım.''
67:27
فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيٓـَٔتْ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ‮٢٧‬‬‬
Diyanet Vakfı
Ama onu (azabı) yakından gördükleri zaman, inkar edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine): İşte sizin isteyip durduğunuz budur! denecektir.
Turkish - Rowwad
Onun yaklaştığını gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve onlara; “İşte, isteyip durduğunuz şey budur!” denir.
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
Kıyamet günü tehdit olundukları şeyin gerçekleştiği, çok yakın olan azabı gözleriyle gördükleri zaman kâfirlerin yüzleri değişir ve simsiyah olur. Onlara; “İşte dünya hayatında arzuladığınız ve onun için acele ettiğiniz buydu.” denir.
Tafsir as-Saadi, 67:24–27

27- O (azabı) yakından gördüklerinde kâfirlerin üzüntüsü yüzlerinden belli olur ve (onlara): “İşte (acele gelmesini) istediğiniz şey budur!” denilir. 28- De ki:“Söyleyin bakalım, eğer Allah (sizin istediğiniz gibi) beni ve benimle beraber olanları helâk etse yahut da bize merhamet buyursa (ne değişecek?) Kâfirleri can yakıcı azaptan kim kurtaracak ki?” 29- De ki:“O, Rahmân’dır. Biz O’na iman ettik ve yalnız O’na tevekkül ettik. Siz de kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında anlayacaksınız.” 30- De ki:“Söyleyin bakalım, eğer suyunuz çekilip yerin dibine geçse size akar bir su kim getirebilir?”

27. Yani kâfirler, dünyada iken hakkı yalanladılar ve onun hakkında aldanışa düştüler. Amellerin karşılığının verileceği Kıyamet günü gelip de azabın kendilerine çok yakın olduğunu “gördüklerinde” bu, onları üzer. Onları dehşete düşürüp tedirgin eder. Bundan dolayı da çehreleri değişir. Yalanlamaları dolayısı ile de azarlanarak onlara şöyle denilir:“İşte (acele gelmesini) istediğiniz şey budur.” Bugün onu açıkça görmüş bulunuyorsunuz. Artık her şey sizin için açıklık kazanmıştır. Ama kurtuluş çareleri de tükenmiştir, geriye azaba uğramaktan başka bir şey kalmamıştır.
28. Peygamberin davetini reddedip onu yalanlayanlar, peygamberin ölüp gitmesini bekliyorlar, musibetlerin gelip onu bulmasını gözlüyorlardı. O bakımdan Yüce Allah, ona onlara şöyle demesini emretmektedir: Sizin bu temenniniz gerçekleşse de Allah beni ve benimle birlikte olanları helâk etse bile bunun size hiçbir faydası olmaz. Çünkü sizler Allah’ın âyetlerini inkâr ederek azabı hak etmiş bulunuyorsunuz. Peki başınıza gelmesi kesinlik kazanmış olan o can yakıcı azaptan sizleri kim koruyacak? O halde sizin benim helâk olup gitmem için gösterdiğiniz bu arzunun ve bu uğurda yorulup didinmenizin size hiçbir faydası yoktur. Bunun size en ufak bir katkısı olmaz.
29. Kafirler, kendilerinin hidâyet üzere, peygamberin de sapıklık üzere olduğunu söylemişler, tekrar tekrar bu hususu dile getirip bunu açıkça ifade ettiler, bu uğurda tartıştılar ve savaştılar. Yüce Allah da Peygamberine hem kendisinin hem de kendisine uyanların durumunu haber vermesini emretti. Böylelikle herkes, onların hidâyet ve takvâlarını da açıkça anlamış olacaktı. Bu şöyle dile getirilmektedir:“De ki: O, Rahmân’dır. Biz O’na iman ettik ve yalnız O’na tevekkül ettik.” İman hem kalbin tasdikini kapsar, hem gizli ve açık amelleri kapsar. Amellerin varlığı ve kemâli, Allah’a tevekküle bağlı olduğundan dolayı Yüce Allah, diğer ameller arasından özellikle tevekkülü söz konusu etmektedir. Yoksa tevekkül aslında imanın kapsamı içerisindedir ve onun gereklerindendir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer müminseniz yalnız Allah’a tevekkül edin.”(el-Mâide, 5/23) Peygamberin ve ona tabi olanların durumu işte budur. Bu ise kurtuluşa ermenin yegane yoludur. Bahtiyar olmak da bununla mümkündür. Düşmanlarının hali ise bunun zıddıdır. Onların imanları da yoktur tevekkülleri de yoktur. İşte bu yolla kimin hidâyet üzere kimin de apaçık bir sapıklık üzere olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
30. Daha sonra nimetleri özellikle de Allah’ın canlı her bir şeyi kendisinden var ettiği su nimetini verenin yalnızca Allah olduğu haber verilmekte ve şöyle buyrulmaktadır: "De ki: Söyleyin bakalım, eğer suyunuz çekilip yerin dibine geçse size” kendisinden içeceğiniz, davarlarınızı, ağaçlarınızı ve ekinlerinizi sulayacağınız “akar bir su kim getirebilir?” Bu, olumsuzlama anlamında bir sorudur. Yani Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin buna gücü yetmez.

Mülk Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.

67:28
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلْكَٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ‮٢٨‬‬‬
Diyanet Vakfı
De ki: Allah beni ve beraberimdekileri (sizin istediğiniz üzere) yok etse veya (öyle olmayıp da) bizi esirgese, (söyleyin bakalım) inkarcıları yakıcı azaptan kurtaracak kimdir?
Turkish - Rowwad
De ki: “Söyleyin bakalım: "Eğer Allah beni ve beraberimdekileri helâk etse yahut bize merhamet ederse kâfirleri acıklı bir azaptan kim kurtarabilir?"
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
-Ey Peygamber!- Yalanlayıcı o müşrikleri kınayarak de ki: "Bana haber verin bakalım! Eğer Allah beni ve benimle beraber olan Müminleri öldürse ya da bize rahmet edip ecellerimizi geciktirse kâfirleri elem verici bir azaptan kim kurtarabilir? Onları hiç kimse bu azaptan kurtaramayacaktır.''
67:29
قُلْ هُوَ ٱلرَّحْمَٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا ​ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ‮٢٩‬‬‬
Diyanet Vakfı
De ki: (Sizi imana davet ettiğimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!
Turkish - Rowwad
De ki: “O, Rahman’dır. O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Kimin apaçık bir dalalette olduğunu yakında öğreneceksiniz.''
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
-Ey Resul!- O müşriklere de ki: “O, sizi bir tek kendine ibadet etmeye davet eden Rahman’dır. Biz, bir tek ona iman ettik ve işlerimizde bir tek ona güvendik. Dosdoğru yolda olan kimselerden ayrılarak apaçık dalalete düşenin kimlerin olduğunu -kaçınılmaz olarak- öğreneceksiniz.
67:30
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَآؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَآءٍ مَّعِينٍ‮٣٠‬‬‬
Diyanet Vakfı
De ki: Suyunuz çekiliverse, söyleyin bakalım, size kim bir akar su getirebilir?
Turkish - Rowwad
De ki: “Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?”
Kuran'ın kısaltılmış açıklaması
-Ey Resul!- O müşriklere de ki: “Bana haber verin bakalım; içtiğiniz suyunuz ulaşamayacağınız şekilde yerin derinliklerine batıverse, akan bolca suyu kim size getirecek? Allah’tan başka hiç kimse getiremez.''

Surede oku →