Yasin surəsi (36): mətn, tərcümələr və təfsir

Musayev · Sultanov · Quranın Müxtəsər açıqlaması · Tafsir as-Saadi

2
36:1
يسٓ‮١‬‬‬
Musayev
Ya. Sin.[1]

[1] Bax. əl-Bəqərə surəsi birinci ayəsinin qeydi.
Sultanov
Ya, Sin!
Quranın Müxtəsər açıqlaması
﴾Ya. Sin.﴿ Bəqərə surəsinin əvvəlində buna oxşar mövzu barədə danışılmışdır.
Tafsir as-Saadi

1- Yâ, Sîn. 2- Hikmet dolu Kur’ân’a yemin olsun ki 3- Sen gönderilmiş peygamberlerden birisin. 4- Dosdoğru bir yol üzerindesin. 5- (Bu Kur'ân), Aziz ve Rahim olan (Allah) tarafından indirilmiştir. 6- Ataları uyarılmamış bu nedenle de gaflet içinde olan bir kavmi uyarasın diye (indirildi). 7- Andolsun onların çoğunun üzerine (azap) sözü hak olmuştur. Artık onlar imana gelmezler. 8- Şüphesiz biz, onların boyunlarına çenelerine kadar varan demir halkalar koyduk. O nedenle başları yukarı kalkıktır (hakka boyun eğmezler). 9- Biz onların hem önlerinden bir set, hem de arkalarından bir set çektik ve gözlerini de perdeledik. O nedenle artık onlar (hakkı) görmezler. 10- Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, iman etmezler. 11- Sen ancak Zikr’e/Kur'ân’a uyan ve gıyaben Rahman’dan korkan kimseleri uyarabilirsin. İşte böylesini mağfiret ve bitmez tükenmez bir mükafatla müjdele. 12- Şüphesiz biz ölüleri diriltiriz. Onların önden gönderdiklerini de geride bıraktıklarını da yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir ana kitapta kaydetmişizdir.

(Mekke’de inmiştir. 83 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

2. Yüce Allah, hikmet ile nitelendirdiği Kur’ân-ı Hakîm’e yemin etmektedir. Hikmet, her şeyi yerli yerince koymak, emri de yasağı da onlara layık olan konuma oturtmak, iyilik ya da kötülüğe verilecek karşılığı layık oldukları yere yerleştirmek demektir. Onun şer’î ve cezaî (amellerin uhrevi karşılıklarına) dair hükümlerin tümü, oldukça büyük hikmetleri içermektedir. Bu Kur’ân-ı Kerîm’in hikmetlerinden birisi de hükmü, hikmeti ile birlikte söz konusu ederek akılların hükmü gerektiren ilişki ve vasıflara dikkat etmesini sağlamaktır.
3. “Sen gönderilmiş peygamberlerden birisin.” Bu da hakkında yemin edilen gerçektir. Bu gerçek Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletidir. Şüphesiz sen ya Muhammed, peygamberlerden birisin. Önceden benzeri hiç görülmemiş bir elçi değilsin. Sen senden önceki peygamberlerin getirmiş oldukları inanç esaslarını getirdin. Diğer taraftan peygamberlerin durumlarını ve niteliklerini iyice düşünüp onlarla diğerleri arasındaki farkı bilen kimse, senin sahip olduğun mükemmel nitelikler ve üstün ahlâk dolayısı ile peygamberlerin en hayırlılarından birisi olduğunu da bilir. Kendisine yemin edilen Kur’ân-ı Hakîm ile hakkında yemin edilen peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaleti arasındaki ilişki de açıkça görülmektedir. Eğer onun risaletinin hak oluşuna şu hikmet dolu Kur’ân-ı Kerîm dışında bir delil ve bir tanık olmasa dahi yine de o, tek başına Muhammed’in risaletine delil ve tanık olarak yeterdi. Hatta bu yüce Kur’ân, Allah Rasûlünün risaletine dair ebedi ve kesintisiz en güçlü delildir. Kur’ân’ın bütün delilleri, aynı zamanda Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin de delilleridir.
4. Daha sonra Allah, Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletine delil olan sıfatlarının en büyüğünü haber vermekte ve bunu şöyle ifade etmektedir:“Dosdoğru bir yol üzerindesin” Yani senin tuttuğun yol mutedil bir yoldur. Allah’a, O’nun lütuf ve ihsan yurduna ulaştırır. Bu dosdoğru yol hem kalbi, hem bedeni, hem dünyayı, hem âhireti ıslah eden salih amelleri; kalbi arındıran, ecri artıran, nefsi tertemiz eden erdemli ahlâkı kapsamaktadır. Bu doğru yol, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in de onun getirdiği dinin de deişmez sıfatıdır. Burada Kur’ân-ı Kerîm’in yüceliği üzerinde dikkatle düşünmeliyiz. Zira o, en şerefli yemin ile hakkında yemin olunan en değerli şeyi bir arada zikretmiştir. Aslında Yüce Allah’ın verdiği haber tek başına yeterlidir. Bununla birlikte O, burada hakkında yemin ettiği Rasûlünün risaletinin doğruluğuna dair en güçlü, en parlak ve en açık delilleri de ortaya koymuştur. Bizlere de onun yolunun izlenmesi gerektiğine dair latif işarette bulunmuş ve bu hususa dikkatimizi çekmiştir.

5. Bu dosdoğru yolun bildirildiği Kur'ân, çok güçlü ve intikam sahibi Azîz ve çok merhametli olan Rahîm Allah tarafından indirilmiştir. Kitabını indiren O’dur. Bu Kitabını kullarına, onları kendisine ulaştıran bir yol olmak üzere indirmiştir. Bu yolu değişikliklere karşı da izzeti ile himaye etmiştir. Bu Kitap ile kullarına kendilerini rahmet yurduna ulaştıracak şekilde rahmetini ulaştırmıştır. O bakımdan bu âyet-i kerime Yüce Allah’ın oldukça şerefli ve güzel iki ismi olan Azîz ve Rahîm isimleri ile sona ermektedir.

6. Yüce Allah, Peygamber’in risaletine yemin edip buna dair delilleri ortaya koyduktan sonra bu risalete olan şiddetli ihtiyacı ve bunun zorunluluğunu söz konusu etmektedir. Bu buyrukta sözü edilen kavim, kendilerine kitap gönderilmemiş ve peygamber gelmemiş olan ümmî Araplardır. Cehalet, onların dört bir yanını kuşatmış, sapıklık tepeden tırnağa kendilerini örtmüştü. Öyle ki akıllı kimseleri kendilerine ve akılsızlıklarına güldürecek bir duruma düşmüşlerdi. Yüce Allah, aralarından kendilerini arındıracak, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretecek bir rasûl gönderdi. Şüphesiz bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler. Bu peygamber ümmî Arapları ve onların durumunda olan diğer bütün ümmîleri uyarıp korkutmak üzere gönderilmiş, aynı şekilde Kitap ehline de ellerindeki kitaplarda bulunanları hatırlatmak üzere gelmiştir. Bu yüzden Yüce Allah, onu özel olarak Araplara, genel olarak da Arapların dışında kalan milletlere bir nimet olarak göndermiştir. İşte ey Peygamber! Senin kendilerini uyarıp korkutmak üzere kendilerine gönderildiğin bu kimseler, sen uyardıktan sonra iki kısma ayrıldılar: Bir kısmı kendilerine getirdiğin risaleti reddetmiş ve uyarıyı kabul etmemişlerdir. Bunlar da Yüce Allah’ın kendileri hakkında şöyle buyurduğu kimselerdir:
7. Yani onlar hakkındaki “küfür ve şirklerinde kalmaya devam edeceklerdir” şeklindeki ilâhî hüküm ve meşîet, yerine gelecektir. Onlar hakkındaki bu azap sözü, ancak hak kendilerine sunulup da onu reddetmelerinden sonra hak olmuştur ve işte o vakit kalplerine mühür vurulmakla cezalandırılmışlardır. Yüce Allah imanın kalplerine ulaşmasını engelleyen manileri de söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
8. Ayağa bukağı ne ise boyuna demir halka da odur. Boyunlardaki bu halkalar oldukça büyüktür ve çenelere kadar ulaşmıştır. “O nedenle başları yukarı kalkıktır.” Yani boyunlarındaki halkaların sertliği ve ağırlığı dolayısı ile başlarını aşağıya doğru eğme imkânı bulamazlar.
9. “Biz onların hem önlerinden bir set, hem de arkalarından bir set çektik.” Yani onları iman etmekten alıkoyan bir engel koyduk, “ve gözlerini de perdeledik. O nedenle artık onlar (hakkı) görmezler.” Cehalet ve bedbahtlık bütün yönleri ile onları kuşatmıştır. Dolayısıyla uyarmaların onlara hiçbir faydası olmaz.
10. Kalbine mühür vurulmuş, hakkı batıl, batılı hak olarak gören kimse nasıl iman edebilir ki? Peygamber’in daveti karşısındaki ikinci kesim ise yapılan uyarı ve korkutmaları kabul edenlerdir. Bunları da Yüce Allah şu buyrukları ile söz konusu etmektedir:
11. “Sen ancak Zikr’e/Kur'ân’a uyan” yani amacı hakka ve verilen öğütlere uymak kimseyi “ve gıyaben Rahman’dan korkan kimseleri uyarabilirsin.” Senin uyarın ancak bu iki vasfa sahip olan kimselere fayda verir ve ancak böyleleri senin öğüdünden gerekli ibreti alır. Bu iki vasıf ise hakkı arayıp bulmakta iyi niyet sahibi olmak ve Yüce Allah’tan saygı duyarak korkmaktır. Senin risaletinden yararlanabilecekler ve senin öğrettiklerinle arınabilecekler işte bunlardır. “İşte böylesini” bu iki vasfa sahip olmak muvaffakiyetine mazhar olanları günahları için “mağfiret ve” salih amelleri ile güzel niyeti dolayısı ile “bitmez tükenmez bir mükafatla müjdele.”
12. “Şüphesiz biz ölüleri” ölümden sonra amellerinin karşılığını vermek üzere “diriltiriz. Onların önden gönderdiklerini” hayır ya da şer türünden olup hayatta iken bizzat işlemiş oldukları amellerini “de geride bıraktıklarını da yazarız.” Yani hayatta iken ve vefatlarından sonra var olmalarına ve işlenmelerine sebep oldukları hayır ve şer işleri, onların söz, fiil ve hallerinden dolayı meydana gelen amellerdir. Kişinin başkasına ilim öğretmesi, nasihat etmesi, iyiliği emredip kötülükten alıkoyması, öğrencilere naklettiği bir bilgi yahut hayatında ve ölümünden sonra kendisi ile yararlanılacak şekilde yazdığı ilmi bir kitap; namaz, zekât, sadaka yahut ihsan gibi hayır bir amel işleyip de başkasının ona uyması veya bir mescid ya da insanların kendisi ile yararlanabileceği bir mekan yapması vb. türden her bir hayırlı iş, onun lehine yazılan eserlerinden, geride bıraktıklarındandır. Kötülük yapanın durumu da böyledir, onunkiler de aleyhine yazılır. İşte bundan dolayı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:“Her kim güzel bir yol açarsa kıyamet gününe kadar o yolun ecri de onunla amel edenlerin de ecri ona yazılır. Her kim de kötü bir yol açarsa o yolun vebali de kıyamet gününe kadar onunla amel edenlerin vebali de onun boynunadır.”[12] İşte buradan Allah’a davet etmenin, mümkün olan her bir yol ve her bir vasıta ile bu yola iletmenin mertebesinin ne kadar yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Buna karşılık kötülüğe davet eden ve bunda önder olan kişinin de insanlar arasında derecesi en aşağı, vebali en ağır ve günahları en büyük olan kimse olduğu da ortaya çıkmaktadır. “Biz her şeyi” amelleri, niyetleri ve onların dışında kalanları “apaçık bir ana kitapta” yani bütün kitapların anası olan ve meleklerin ellerinde bulunan kitapların kaynağını teşkil eden Levh-i Mahfuz’da “kaydetmişizdir.”
36:2
وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْحَكِيمِ‮٢‬‬‬
Musayev
And olsun hikmətli Qurana!
Sultanov
Hikmətli Qurana and olsun ki,
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Allah, ayələri mükəmməlləşdirilmiş Qu­ra­na and içir. O Quran ki, ona nə önündən, nə də arxasından batil yaxınlaşa bilir.
36:3
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ‮٣‬‬‬
Musayev
Həqiqətən, sən göndərilmiş elçilərdənsən,
Sultanov
(Ey Mühəmməd!) Həqiqətən, sən göndərilən peyğəmbərlərdənsən.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ey Peyğəmbər, həqiqətən də, sən, Allahın Öz qullarına, Allahın tək ilah olduğunu və təkcə Ona ibadət etməyi əmr etmək üçün göndərdiyi elçi­lərdən birisən.
36:4
عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ‮٤‬‬‬
Musayev
doğru yoldasan.
Sultanov
Doğru yoldasan.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Sən doğru yoldasan və əsaslı şəriətə istinad edirsən. Bu doğru yol və əsaslı şəriət yenilməz qüvvət sahibi olan və mömin qullarına rəhm edən Rəbbindən nazil edilmişdir.
36:5
تَنزِيلَ ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ‮٥‬‬‬
Musayev
(Bu Quran) Qüdrətli və Rəhmli (Allah) tərəfindən nazil edilmişdir ki,
Sultanov
(Bu Quran) yenilməz qüvvət sahibi və mərhəmətli Allah tərəfindən nazil edilmişdir.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Sən doğru yoldasan və əsaslı şəriətə istinad edirsən. Bu doğru yol və əsaslı şəriət yenilməz qüvvət sahibi olan və mömin qullarına rəhm edən Rəbbindən nazil edilmişdir.
36:6
لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَٰفِلُونَ‮٦‬‬‬
Musayev
ataları xəbərdar edilməmiş, özləri də qafil olan bir qövmü xəbərdar edəsən.
Sultanov
Ataları xəbərdar edilmədiyinə görə qəflət içində olan bir qövmü xəbərdar edəsən deyə nazil edilmişdir.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Quranı sənə nazil etdik ki, özlərinə qorxudan peyğəmbər gəlməmiş, özləri də imandan və tovhiddən qafil olan bir qövmü - ərəbləri qorxudub xəbərdar edə­sən. Xəbərdar edib qorxudan peyğəmbəri olmayan hər bir ümmətin halı da belədir, onların özlərini xəbərdar edib peyğəmbərə ehtiyacı vardır.
36:7
لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ‮٧‬‬‬
Musayev
Artıq əksəriyyətinin iman gətirməyəcəyinə dair söz gerçəkləşdi.
Sultanov
Həqiqətən, onların əksəriyyəti barəsində söz (əzab hökmü) vacib olmuşdur. Çünki onlar iman gətirməzlər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Allahın əzabı onların əksəriyyətinə vacib oldu. Çünki Allahın nazil etdiyi haqq Peyğəmbərinin dili ilə onlara təbliğ edilərkən onlar ona iman gətirmədilər və öz küfrlərində qaldılar. Onlar nə Allaha, nə Onun rəsuluna iman gətirir, nə də onun gətirdiyi haqqın tələblərini yerinə yetirirlər.
36:8
إِنَّا جَعَلْنَا فِىٓ أَعْنَٰقِهِمْ أَغْلَٰلًا فَهِىَ إِلَى ٱلْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ‮٨‬‬‬
Musayev
Biz onların boyunlarına dəmir həlqələr keçirdik. Bu həlqələr onların çənələrinə dirənmişdir. Odur ki, başları yuxarı qalxmış, gözləri aşağı dikilmişdir.
Sultanov
Biz onların boyunlarına çənələrinə dirənən zəncirlər vurduq. Buna görə də başları yuxarı qalxmışdır.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Onların məsəli boyunlarına zəncir vurulmuş, əlləri də çənələrinin altından boyunlarına zəncirlənmiş kimsəyə bənzəyirlər. Onlar başlarını göyə qaldırmaq məcburiyyətindədirlər, çünki başlarını aşağı əyə bilmirlər. Onlar Allaha iman gətirməkdən məhrum olublar. Odur ki, nə ona itaət edir, nə də Ona görə boyun əyirlər.
36:9
وَجَعَلْنَا مِن​ۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَٰهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ‮٩‬‬‬
Musayev
Biz onların önlərindən bir sədd, arxalarından da bir sədd çəkdik və gözlərinə pərdə saldıq. Buna görə də onlar (haqqı) görməzlər.
Sultanov
Önlərinə bir sədd, arxalarına da bir sədd çəkib onları bağlamışıq. Buna görə də onlar (haqqı) görə bilməzlər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Biz haqq ilə onların arasına, önlərindən bir sədd, arxalarından da başqa bir sədd çəkdik və gözlərinə pər­də saldıq. Buna görə də onlar haqqı özlərinə fayda verəcək bir şəkildə görə bilmirlər. Onlar inadkarlıq göstərdikdən və küfr etməkdə israrlı olduqdan sonra bu vəziyyətə qaldılar.
36:10
وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ‮١٠‬‬‬
Musayev
Sən onları qorxutsan da, qorxutmasan da, onlar üçün eynidir, iman gətirməzlər.
Sultanov
Sən onları xəbərdar etsən də, etməsən də onlar üçün birdir. Onlar iman gətirməzlər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ey Muhəmməd, haqqı qəbul etməyən o inadkar kafirləri qorxutsan da, qorxutmasan da, onlar üçün birdir, sənin Allahdan gətirdiyinə iman gətirməzlər.
36:11
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكْرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحْمَٰنَ بِٱلْغَيْبِ ​ۖ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ‮١١‬‬‬
Musayev
Sən ancaq Zikrə (Qurana) tabe olub Rəhmanı görmədən (Ondan) çəkinən kimsəni qorxuda bilərsən. Beləsini bağışlanma və gözəl bir mükafatla müjdələ.
Sultanov
Sən yalnız Qurana tabe olan və görmədiyi halda Rəhman olan Allahdan qorxan kimsəni xəbərdar edə bilərsən. Buna görə də onu bağışlanma və gözəl bir mükafatla müjdələ!
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Sənin xəbərdarlığından ancaq bu Quranı təsdiq edib onun tələblərini yerinə yetirən, üstəlik, heç bir kimsənin görmədiyi yerdə, xəlvətdə ikən öz Rəbbindən qorxan kimsə faydalana bilər. Bu xislətləri özündə cəm edən kimsələrə müjdə ver ki, Allah onun günahlarını bağış­lamışdır və onları böyük bir mükafat - Cənnət gözləyir.
36:12
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَٰرَهُمْ ​ۚ وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَٰهُ فِىٓ إِمَامٍ مُّبِينٍ‮١٢‬‬‬
Musayev
Həqiqətən, ölüləri dirildən, onların (dünyada) etdiklərini və buraxdıqları izləri (axar sədəqə kimi saleh əməlləri) yazan Bizik. Biz hər şeyi açıq-aydın Kitabda (Lövhi-məhfuzda) qeydə almışıq.
Sultanov
Həqiqətən, ölüləri Biz dirildirik. Onların etdikləri əməlləri və qoyduqları izləri yazırıq. Biz hər şeyi açıq-aydın kitabda (lövhi-məhfuzda) sayıb yazmışıq.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Həqiqətən, qiyamət günü haqq-hesaba çəkilmək üçün ölüləri dirildən, onla­rın dünya həyatlarında etdikləri yaxşı və pis əməlləri, habelə, ölüdükdən sonra qoyub get­diklə­ri - ardıkəsilməz sədəqə kimi yaxşı əməllərini və bir də küfr etmək kimi pis əməllərini ya­zan Bizik. Biz hər şe­yi açıq-ay­dın yazıda - Lövhi-məhfuzda qeydə almışıq.
36:13
وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا أَصْحَٰبَ ٱلْقَرْيَةِ إِذْ جَآءَهَا ٱلْمُرْسَلُونَ‮١٣‬‬‬
Musayev
Sən onlara o şəhər sakinlərini misal çək. O zaman ki, onlara elçilər gəlmişdi.
Sultanov
Sən onlara şəhər xalqını misal çək! Bir vaxtlar ora elçilər gəlmişdi.
*] Təfsir mənbələrində bu şəhərin bugünkü Türkiyə ərazisindəki Antakya şəhəri olduğu qeyd olunur.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ey Peyğəmbər, sən haqqı yalan sayan bu inadkarlara o şəhər əhlinin əhvalatını misal çək ki, bu, onlar üçün ibrət olsun. O zaman ki, onlara elçilər gəlmişdi.
Tafsir as-Saadi, 36:2–13

13- Onlara şu kasaba halkını misal ver: Hani oraya elçiler gelmişti. 14- Biz onlara iki elçi göndermiştik de onlar bu ikisini de yalanlamıştı. Biz de bir üçüncüsü ile (onları) desteklemiştik. Hep birlikte:“Şüphesiz biz size gönderilmiş peygamberleriz” dediler. 15- Dediler ki:“Siz, ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.” 16- Dediler ki:“Rabbimiz, bizim kesinlikle size gönderilmiş olduğumuzu biliyor.” 17- “Bize düşen ancak apaçık bir tebliğden ibarettir.” 18- Dediler ki:“Gerçekten bize uğursuzluk getirdiniz. Eğer buna bir son vermezseniz andolsun sizi taşlarız ve tarafımızdan can yakıcı bir cezaya çarptırılırsınız.” 19- Dediler ki:“Sizin uğursuzluğunuz sizinle birliktedir. Size öğüt verildi diye mi (bu tehditleriniz)? Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 20- Derken şehrin uzak köşesinden bir adam koşarak geldi:“Ey kavmim! Elçilere tâbi olun” dedi. 21- “Sizden hiçbir ücret istemeyen ve doğru yolda olan (bu) kimselere uyun.” 22- “Ben beni yaratana ne diye ibadet etmeyecekmişim? Üstelik siz, yalnız O’na döndürüleceksiniz.” 23- “Ben, O’ndan başka ilâhlar mı edineyim? Halbuki Rahman hakkımda bir zarar dilese onların şefaatinin bana hiçbir faydası olmaz ve onlar beni kurtaramazlar da.” 24- “O takdirde ben, kesinlikle apaçık bir sapıklık içinde olurum.” 25- “Gerçekten ben Rabbinize iman ettim, artık bana kulak verin!” 26- (Ona): “Cennete gir” denildi. Dedi ki:“Ah, keşke! Kavmim bilse idi…” 27- “Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını.” 28- Onun ardından Biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değildik. 29- O (azap) ancak tek bir çığlıktan ibaretti. Derhal alevi sönmüş ateşe döndüler. 30- Yazık o kullara! Kendilerine ne zaman bir peygamber gelse mutlaka onu alaya alırlardı. 31- Onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi ve onların kendilerine geri dönmediğini görmezler mi? 32- Hepsi de mutlaka huzurumuza getirileceklerdir.

13. Yani senin risaletini yalanlayan, çağrını reddeden kimselere ibret alacakları ve -eğer hayra iletilmeye muvaffak olurlarsa- kendileri için öğüt teşkil edecek olan bir misal ver. Söz konusu bu misal, bir kasaba halkı ve onların Allah’ın peygamberlerini yalanlamaları, buna karşılık da Allah’ın onları ibretli bir şekilde cezalandırmasıdır. Bu kasabanın neresi olduğunun belirtilmesinde şâyet bir fayda olsa idi Yüce Allah, elbette ki onu belirtirdi. Öyleyse bu bir kasabayı ve buna benzer diğer şeyleri tespite kalkışmak gereksiz yere yükümlülük altına girmek ve bu konuda bilgiye dayanmaksızın söz söylemeye kalkışmaktır. Bundan dolayı böyle bir konuda söz söyleyen kimsenin gelişigüzel kanaatler sarfettiğini, işleri karıştırıp durduğunu ve sonu gelmez görüş ayrılıkları içinde olduğunu görürüz. Bu da bize sağlam bilginin yolu, hakikatlerin belirlediği sınırlarda durmak ve faydası olmayan işlerle uğraşmaya kalkışmayı terk etmektir. Böylelikle nefisler arınır ve ilim artar. Halbuki cahil, delili bulunmayan ve hakkında herhangi bir belge olmayan sözleri nakletmeyi, ilmi artırmak olarak değerlendirir. Oysa bunların, zihinleri karıştırmaktan ve şüpheli işlerle uğraşmayı alışkanlık haline getirmekten başka bir faydası olmaz. O nedenle burada önemli olan, Yüce Allah’ın bu kasabayı muhataplara bir misal olarak gösterdiğinin bilinmesidir. “Hani oraya” Yüce Allah tarafından kendilerine yalnızca Allah’a ibadet etmelerini, dini yalnızca O’na halis kılmalarını emrede, şirke ve masiyetlere yönelmelerini de yasaklayan “elçiler” peygamberler “gelmişti.”
14. “Biz onlara iki elçi göndermiştik de onlar bu ikisini yalanlamıştı. Biz de bir üçüncüsü ile (onları) desteklemiştik.” Böylelikle Allah tarafından gönderilmiş üç peygamber olmuşlardı. Bu da Allah’ın onlara önem verdiğini ve arka arkaya gönderdiği peygamberlerle gerekli delilleri ortaya koyduğunu göstermektedir. Bu peygamberler “hep birlikte: Şüphesiz biz size gönderilmiş peygamberleriz, dediler.” Ancak kasaba halkı onlara, peygamberlerin çağrısını reddedenlerin meşhur cevabı ile karşılık verdiler:
15. Yani sizi bize üstün kılan ve biz dururken sadece size böyle bir görev verilmesini gerektiren sebep nedir? Peygamberler, ümmetlerine hep şöyle demişlerdir:“Biz, ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütufta bulunur.”(İbrahim, 14/11)“Rahman da hiçbir şey indirmemiştir” sözleri ile peygamberliği tümden inkâr ettiler. Arkasından muhataplarının da peygamberliklerini inkâr ederek:“Siz sadece yalan söylüyorsunuz” dediler.
16. Bu üç peygamber de:“Rabbimiz, bizim kesinlikle size gönderilmiş olduğumuzu biliyor” dediler. Yani eğer yalan söyleyen kimselersek Allah açıktan açığa bizi rezil rüsvay eder ve bizi derhal cezalandırır. “Bize düşen ancak apaçık bir tebliğden ibarettir.” Bizim görevimiz, kendisi ile açıklanması istenen hususların açıklık kazanacağı apaçık bir tebliğdir. Bunun dışında kalan hususlar; gösterilmesini teklif edeceğiniz mucizeler yahut azabın çabucak gelmesi, bizim işimiz değildir. Bizim görevimiz, sadece apaçık tebliğdir ki biz de bunu yerine getirdik ve size gerekli açıklamaları yaptık. Eğer hidâyet bulursanız bu, sizin için güzel bir sonuçtur ve bir muvaffakiyettir. Eğer saparsanız bizim elimizden hiçbir şey gelmez.
18. Kasaba halkı peygamberlerine:“dediler ki: “Gerçekten bize uğursuzluk getirdiniz.” Yani sizin bize gelişinizden, bizimle ilişki kurmanızdan dolayı kötülükten başka bir şey görmedik. Yüce Allah’ın kullarına ihsan etmiş olduğu en yüce nimeti, kendilerine verilebilecek en büyük lütfu getirenlerin yanlarına gelişlerini, kötü bir geliş olarak kabul etmelerinden daha çok hayret edilecek bir şey yoktur. Oysa onların böyle bir nimet ve lütfa ihtiyaçları her şeyden daha fazladır. Ancak onların bu şekilde karşılık vermeleri, içinde bulundukları kötülükleri daha bir artırmış, uğursuzluklarına uğursuzluk katmıştır. İlâhî tevfike mazhar olamamaktan dolayı kişinin kendi kendisine yapacağı kötülükler, bir düşmanın ona yapabileceği kötülüklerden çok daha büyüktür. Daha sonra peygamberleri tehdit ederek dediler ki:“Eğer buna bir son vermezseniz andolsun sizi taşlarız.” Sizi taşa tutarak en ağır bir ölüm şekli ile öldürürüz. “ve tarafımızdan can yakıcı bir cezaya çarptırılırsınız.”
19. Peygamberleri onlara şöyle dedi:“Sizin uğursuzluğunuz sizinle birliktedir.” Bu da başınıza kötülüğün, hoşlanmadığınız şeylerin ve sıkıntıların gelmesini, sevilen şeylerin ve nimetin de sizden alınmasını gerektiren şirkiniz ve kötülüklerinizdir. “Size öğüt verildi diye mi?” Yani biz faydanıza ve iyiliğinize olan şeyleri size öğüt verdik diye mi bu sözleri bize söylüyorsunuz? “Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” Aşırı gidiyorsunuz. Hiddete kapılarak bizim sözümüzü mantıksızca reddediyorsunuz. Böylece peygamberlerin daveti, onların nefretle kaçmalarından ve büyüklenmelerinden başka bir şeylerini artırmadı.
20. “Derken” peygamberlerin çağrısını işitip o çağrıya iman eden, sonra da kavminin peygamberlere verdiği karşılığı öğrenince kavmine samimiyetle öğüt verme arzusuyla “şehrin uzak köşesinden bir adam koşarak geldi: Ey kavmim, elçilere tâbi olun, dedi” ve onlara elçilere uymalarını emretti. Bu hususta onlara nasihat ederek peygamberlerin ilâhî risalete mazhar olduklarına tanıklık etti.
21. Arkasından bu tanıklığına ve çağrısına destek olmak üzere şunları söyledi:“Sizden hiçbir ücret istemeyen… (bu) kimselere uyun.” Yani size gerçekten fayda sağlayacak öğütler veren bu şahıslara uyun. Bunlar sizden mal istemiyorlar, size verdikleri öğütleri ve sizleri doğru yola iletmeleri karşılığında bir ücret istemiyorlar. İşte bu da bu vasfa sahip olanlara tâbi olmayı gerektirir. Bu durumda geriye tabi olma konusunda şöyle bir ihtimal kalıyor: Belki bu kimseler, davete karşılık ücret almamakla birlikte hak üzere değildir. İşte böyle bir kanaati bertaraf etmek üzere de onun şunu da sözlerine eklediğini görüyoruz:“ve doğru yolda olan…” Çünkü akl-ı selimin de güzelliğine tanıklık ettiği şeylere çağırıyorlar. Akl-ı selimin çirkinliğine tanıklık ettiği şeylerden başkasını da yasaklamıyorlar.
22. Anlaşıldığı kadarıyla kavmi onun verdiği öğüdü kabul etmemişti. Aksine peygamberlere tâbi olduğundan ve dinini yalnızca Allah’a halis kıldığından dolayı onu kınamaya koyulmuşlardı. Bunun üzerine onun şöyle dediğini görüyoruz:“Ben beni yaratana ne diye ibadet etmeyecekmişim? Üstelik siz, yalnız O’na döndürüleceksiniz.” Yani ibadete mutlak olarak layık olana ibadet etmekten beni alıkoyan nedir? Çünkü yoktan var eden, beni yaratan, bana rızık veren ve bütün yaratıkların kendisine döneceği ve onlara amellerinin karşılığını verecek olan O’dur. Yaratmak ve rızık vermek elinde bulunan, dünyada da âhirette de kullar arasında hüküm verecek olan, ibadete asıl layık olandır. Yalnız O’na hamd-ü senada bulunulur ve yalnız O’nun şanı yüceltilir. Hiçbir fayda sağlayamayan, hiçbir zarar veremeyen, hiçbir şey verip hiçbir şeyi engelleyemeyen, öldüremeyen, hayat veremeyen, öldükten sonra diriltemeyen, bunların hiçbirisine layık değildir. Bundan dolayı sözlerini şöyle sürdürdüğünü görüyoruz: 23. “Ben, O’ndan başka ilâhlar mı edineyim? Halbuki Rahman hakkımda bir zarar dilese onların şefaatinin bana hiçbir faydası olmaz.” Çünkü O’nun izni olmaksızın Allah’ın nezdinde hiçbir kimse şefaat edemez ve onların şefaatlerinin bana hiçbir faydası olmaz. “Ve onlar beni” Allah’ın bana vermek istediği zarardan “kurtaramazlar da.” 24-25. “O takdirde ben” eğer bu niteliğe sahip ilâhlara ibadet edecek olursam “kesinlikle apaçık bir sapıklık içinde olurum.” Bu sözleri ile onlara hem samimi olarak öğüt vermiş, hem peygamberlerin peygamberliğine ve hidâyette oluşlarına şahitlikte bulunmuş, hem de yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmenin gerektiği haberini vermiş oluyordu. Ayrıca buna dair delilleri zikrettiğini de görüyoruz. O’ndan başkasına ibadetin batıl olduğunu belirttiği gibi buna dair delilleri de söz konusu etmiştir. Allah’tan başka ilâhlara tapanların sapık olduğunu bildirmiş, imanını -onların kendisini öldüreceklerinden korkmakla birlikte- açıkça ilan etmiştir. Nitekim şöyle demiştir:“Gerçekten ben Rabbinize iman ettim, artık bana kulak verin!”
26-27. Kavmi onun bu sözlerini işitip kendilerine bu şekilde hitap ettiğini görünce onu öldürdüler. O anda ona:“Cennete gir, denildi.” Kendisi tevhidi ve ihlâsı sebebi ile nail olduğu lütuf ve ihsanları haber vererek ve hayatta iken kavminin iyiliğini isteyip onlara öğüt verdiği gibi vefatından sonra da onların iyiliğini isteyerek “dedi ki: Ah, keşke kavmim bilse idi; Rabbimin beni bağışladığını” Neden dolayı bana mağfiret edip de çeşitli cezaları benden uzaklaştırdığını “ve beni” çeşitli mükâfat ve sevindirici hususlarla “ikrama mazhar olanlardan kıldığını.” Yani eğer buna dair bilgi onlara ulaşacak olsaydı, onlar şirklerini sürdürmezlerdi. Allah, onun kavminin karşılaştığı ceza ile ilgili olarak da şunları söylemektedir:
28. Yani onları cezalandırmak için zorlanmadık, onları yok etmek için gökten bir ordu indirme gereği de duymadık. “indirecek de değildik.” Çünkü buna ihtiyaç yoktu. Zira Yüce Allah’ın kudreti çok muazzamdır, buna karşılık Ademoğulları ise aşırı derecede zayıftırlar. Ayrıca onlara Allah’ın azabından isabet edecek asgari bir miktar dahi helak olmaları için yeterlidir.
29. Yani onlara verdiğimiz ceza “ancak tek bir çığlıktan ibaretti.” Allah’ın meleklerinden birisinin kopardığı tek bir çığlık, tek bir sesti. “Derhal alevi sönmüş ateşe döndüler.” Korkudan ve kapıldıkları dehşetten dolayı kalpleri paramparça oldu. Sesleri solukları kesildi, hareketsiz kaldılar ve durgunlaştılar. Bunca azgınlıktan, büyüklenmekten, yaratıkların en şereflilerine bu şekilde çirkin sözlerle karşılık verip onlara karşı zorbalık etmelerinden sonra cansız yere yığıldılar. Yüce Allah kullara olan merhamet ve şefkatini dile getirerek şöyle buyurmaktadır:

30. Yani onların bedbahtlıkları ne kadar büyük, inatları ne kadar sürekli, cehaletleri ne katmerli! Çünkü onlar her türlü bedbahtlığın, her türlü azap ve ibretli cezanın sebebini teşkil eden böyle çirkin bir niteliğe sahiptiler.

31. Yani bu müşrikler, Yüce Allah’ın helâk ettiği, kendilerini cezlandırıp hepsini ortadan kaldırdığı, kendilerinden önce gelmiş olan o yalanlayıcı nesilleri görüp hallerinden ibret almıyorlar mı? Onların hepsi helak olmuşlardır; bir daha dünyaya dönmedikleri gibi asla da dönmeyeceklerdir. 32. Ancak Yüce Allah, hepsini yeniden yaratacak ve ölümlerinden sonra onları diriltecektir. Hepsi de Allah’ın huzuruna geleceklerdir. Çünkü O, aralarında zerre ağırlığı kadar dahi zulmün söz konusu olmadığı adaletli hükmü ile hüküm verecektir:“Onlara zerre ağırlığı kadar dahi zulmetmez. (Yapılan) bir iyilik olursa onu kat kat artırır ve lütfundan büyük bir mükâfat verir.”(en-Nisâ, 4/40)
36:14
إِذْ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ‮١٤‬‬‬
Musayev
O zaman onlara iki nəfər (elçi) göndərdik, amma onlar ikisini də yalançı saydılar. Biz də (elçilərimizi) üçüncüsü ilə qüvvətləndirdik. (Bu elçilər:) “Həqiqətən, biz sizə göndərilmiş elçilərik”– dedilər.
Sultanov
O zaman Biz onlara iki elçi göndərmişdik. Ancaq onlar ikisini də təkzib etmişdilər. Biz də onları üçüncü bir elçi ilə dəstəkləmişdik. Onlar: “Həqiqətən, biz (Allah tərəfindən) sizə göndərilən elçilərik!” - dedilər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Biz onlara iki elçi gön­dərdik ki, onları Allahın tək ilah olduğuna və Ona ibadət etməyə dəvət etsinlər, lakin onlar bu elçilərin ikisini də yalançı saydılar. Biz də elçilərimizi göndərdiyimiz üçüncü elçi ilə qüv­vət­lən­dir­dik. Onların üçü də şəhər əhlinə dedilər: “Biz üçümüz, həqi­qətən də, sizə göndərilmiş ki, sizi Allahın tək ilah olduğunu qəbul etməyə və Onun şəriətinə tabe olmağa dəvət edək.”
36:15
قَالُواْ مَآ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحْمَٰنُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ‮١٥‬‬‬
Musayev
Onlar dedilər: “Siz də bizim kimi bir insansınız. Rəhman sizə heç bir şey nazil etməmişdir. Siz ancaq yalan danışırsınız”.
Sultanov
(Şəhərin əhalisi:) “Siz də bizim kimi insanlarsınız. Rəhman olan Allah heç bir şey nazil etməmişdir. Siz yalan danışırsınız!” - dedilər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Şəhər əhli elçilər dedi: “Siz də bi­zim kimi sadəcə bir insan­sınız, sizin bizdən heç bir üstünlüyünüz yoxdur. Mərhəmətli Allah sizə heç bir vəhy nazil etməmişdir. Siz sadəcə bu dəvətinizdə Allaha qarşı yalan da­nışır­sınız.”
36:16
قَالُواْ رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّآ إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ‮١٦‬‬‬
Musayev
(Elçilər) dedilər: “Rəbbimiz bilir ki, biz, həqiqətən də, sizə göndərilmiş elçilərik.
Sultanov
Onlar dedilər: “Rəbbimiz bilir ki, biz həqiqətən, sizə göndərilmiş elçilərik.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
O elçilər şəhər əhlinin yalanına cavab olaraq dedilər: “Ey şəhər əhli, Rəbbi­miz bilir ki, biz, həqiqətən də, Onun sizə göndərdiyi elçilərik. Bu da, dəlil olaraq bizə kifayət edər.
36:17
وَمَا عَلَيْنَآ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ‮١٧‬‬‬
Musayev
Bizim üzərimizə düşən (vəhy olunanı) aşkar təbliğ etməkdir”.
Sultanov
Bizim vəzifəmiz ancaq (Allahın əmrlərini) açıq-aşkar təbliğ etməkdir”.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Bizim vəzifəmiz ancaq Allahın bizə buyurduqlarını sizə aşkar təbliğ et­mək­dir. Biz sizə hidayət verməyə qadir deyilik.”
36:18
قَالُوٓاْ إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ​ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهُواْ لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ‮١٨‬‬‬
Musayev
Onlar dedilər: “Biz sizdə uğursuzluq gördük. Əgər (dəvətinizə) son qoymasanız, sizi mütləq daşqalaq edəcəyik və bizdən sizə mütləq şiddətli bir əzab toxunacaqdır”.
Sultanov
Onlar (şəhər əhalisi): “Həqiqətən, biz sizdə bir uğursuzluq gördük. Əgər bu işdən vaz keçməzsəniz, and olsun ki, sizi daşqalaq edəcəyik və bizdən sizə acı bir əzab toxunacaq”, - dedilər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Şəhər əhli elçilərə dedi: “Biz siz­də bəd əla­mət gördük. Əgər bizi təkAllahlığa dəvət etmə­ni­zə son qoy­masanız, sizi ölənədək daşqalaq edəcəyik və biz­dən sizə müt­ləq ağrılı-acılı bir əzab toxunacaqdır.”
36:19
قَالُواْ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمْ ​ۚ أَئِن ذُكِّرْتُم ​ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ‮١٩‬‬‬
Musayev
(Elçilər) dedilər: “Sizin uğursuzluğunuz öz ucbatınızdandır. Yoxsa sizə edilən öyüd-nəsihəti (bəd əlamət sayırsınız)?! Xeyr, siz həddi aşmış bir qövmsünüz”.
Sultanov
Elçilər dedilər: “Sizin uğursuzluğunuz özünüzdəndir. Əgər sizə öyüd-nəsihət verilirsə (bu uğursuzluqdurmu)? Xeyr! Siz həddi aşan bir qövmsünüz”.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Elçilər onlara belə cavab verdilər: “Sizin uğur­suzlu­ğunuz, Allaha küfr etdiyinizə və Onun elçilərinə tabe olmadığınıza görədir. Yoxsa Allahı sizə xatırlatmağımızı bəd əlamət sayır­sı­nız?! Doğrusu, siz küfr və asilik etmək xüsusunda həd­di aşmış bir qövmsünüz.”
36:20
وَجَآءَ مِنْ أَقْصَا ٱلْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَىٰ قَالَ يَٰقَوْمِ ٱتَّبِعُواْ ٱلْمُرْسَلِينَ‮٢٠‬‬‬
Musayev
Şəhərin ən ucqar yerindən (Həbib bin Musa ən-Nəccar adlı) bir kişi tələsik gəlib dedi: “Ey qövmüm, elçilərə tabe olun!
Sultanov
Şəhərin ən ucqar yerindən bir kişi qaçaraq gəlib belə dedi: “Ey qövmüm, bu elçilərə tabe olun!
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Şəhərin ən ucqar tərəfindən bir kişi qaça-qaça qövmünün yanına gəlib, onların elçiləri yalançı saydığına, üstəlik, onları ölüm və işkəncə ilə hədələdiklərəinə görə dedi: “Ey qövmüm, elçilərə tabe olun!
36:21
ٱتَّبِعُواْ مَن لَّا يَسْـَٔلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ‮٢١‬‬‬
Musayev
Sizdən heç bir mükafat istəməyən, özləri də doğru yolda olan kəslərə tabe olun!
Sultanov
Sizdən heç bir əvəz istəməyən və doğru yolda olan bu kimsələrə tabe olun!”
*] Həmin adamın bu tövsiyəsindən sonra şəhər əhalisi ona yönələrək “Sən də onların dinindəsənmi?” - dedilər. Bunun müqabilində o belə dedi
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ey qövmüm, sizdən, öz təbliğatları müqabilində heç bir mükafat istəmə­yən, özləri də doğru yol­da olan kəslərin təbliğ etdiyi - Allahın vəhyini qəbul edin. Belə bir sifətlərə sahib olan kimsələr, tabe olunmağa layiq olan kimsələrdir.
36:22
وَمَا لِىَ لَآ أَعْبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ‮٢٢‬‬‬
Musayev
Mən nə üçün məni yaradana və hüzuruna qaytarılacağınız Allaha ibadət etməyim?!
Sultanov
“Mən nəyə görə məni yaradana ibadət etməməliyəm?! Siz də Onun hüzuruna qaytarılacaqsınız.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Bu nəsihət edən kişi onlara dedi: "Mənə nə mane olur ki, məni ya­radan Allaha iba­dət etmə­yim?! Eləcə də, sizə nə mane olur ki, sizi ya­radan və haqq-hesaba çəkilib əməllərinizin əvəzini almaq üçün hüzuruna qay­ta­rı­­la­ca­ğı­nız Rəbbinizə iba­dət etm­yəsiniz?!
36:23
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدْنِ ٱلرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّ لَّا تُغْنِ عَنِّى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا يُنقِذُونِ‮٢٣‬‬‬
Musayev
Mən heç Ondan başqa ilahlar qəbul edərəmmi?! Əgər Rəhman mənə bir zərər yetirmək istəsə, onların şəfaəti mənə heç bir fayda verməz və onlar məni xilas edə bilməzlər.
Sultanov
Mən heç Ondan başqa ilahlar qəbul edərəmmi? Əgər Rəhman olan Allah mənə zərər vermək istəsə, onların (bütlərin) şəfaəti mənə heç bir fayda verməz və onlar məni xilas edə bilməzlər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Mən heç məni yaradan Allahdan başqa ibadət olunmağa haqqı çatmayan məbudlar qəbul edərəmmi?! Əgər Mərhəmətli Allah mənə bir zərər ye­tirmək istəsə, o məbudların şə­faəti mə­nə heç bir fay­da ver­məz. Belə ki, onlar mənə nə fayda verməyə, nə də zərər vurmağa qadirdirlər. Və əgər Allah mənim küfr üzərində ölməyimə hökm vermişdirsə, on­lar məni Allahın istədiyindən xilas edə bilməzlər.
36:24
إِنِّىٓ إِذًا لَّفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ‮٢٤‬‬‬
Musayev
Belə olacağı təqdirdə mən açıq-aydın azğınlığa düşmüş olaram.
Sultanov
(Əgər bütlərə sitayiş etsəm,) o zaman mən açıq-aşkar bir azğınlıq içində olaram.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Əgər mən onları məbud qəbul etsəm, ibadət olunmağa haqqı çatmayan məbudlara ibadət edib, ibadət olunmağa haqqı çatan Allahı tərk etməklə açıq-aydın xəta etmiş olaram.
36:25
إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمْ فَٱسْمَعُونِ‮٢٥‬‬‬
Musayev
Həqiqətən, mən sizin Rəbbinizə iman gətirdim. Mənə qulaq asın!”
Sultanov
Şübhəsiz ki, mən sizin Rəbbinizə iman gətirdim. Mənə qulaq asın!”
*] Şəhərin azğın əhalisi o adama qulaq asmayıb onu daşqalaq etdilər. Nəhayət, o, can verərkən ona
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ey qövmüm, həqiqətən, mən həm mənim, həm də sizin sizin Rəbbiniz olan Allaha iman gətirdim. Mənə qu­laq asın! Sizin məni ölümlə hədələməyiniz məni əsla qorxutmaz.” Qövmü onu öldürdü. Bundan sonra Allah onu Cənnətə daxil etdi.
36:26
قِيلَ ٱدْخُلِ ٱلْجَنَّةَ ​ۖ قَالَ يَٰلَيْتَ قَوْمِى يَعْلَمُونَ‮٢٦‬‬‬
Musayev
(Şəhər sakinləri bu kişini öldürdükdən sonra) ona: “Cənnətə daxil ol!”– deyildi. O dedi: “Kaş qövmüm biləydi ki,
Sultanov
“Cənnətə daxil ol!” – deyildi. O da belə dedi: “Kaş qövmüm biləydi ki,
Quranın Müxtəsər açıqlaması
O kişi şəhid olduqdan sonra ona sayğı və hörmət olaraq: “Cən­nə­tə da­xil ol!”– de­yildi. O, Cənnətə daxil olub oradakı nemətləri gördükdən sonra təmənna edərək dedi: “Kaş məni yalançı sayan və məni qətlə yetirən qövmüm biləydi ki, Rəbbim mənim günahlarımı bağışlamış və mənə ehtiram göstərmişdir. Bunu bilsəydilər, onlar da mənim kimi iman gətirər və mənim qazandığım mükafatı qazanardılar.
36:27
بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُكْرَمِينَ‮٢٧‬‬‬
Musayev
Rəbbim məni bağışladı və məni hörmətli kimsələrdən etdi”.
Sultanov
Rəbbim məni bağışladı və məni möhtərəm kimsələrdən etdi”.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
O kişi şəhid olduqdan sonra ona sayğı və hörmət olaraq: “Cən­nə­tə da­xil ol!”– de­yildi. O, Cənnətə daxil olub oradakı nemətləri gördükdən sonra təmənna edərək dedi: “Kaş məni yalançı sayan və məni qətlə yetirən qövmüm biləydi ki, Rəbbim mənim günahlarımı bağışlamış və mənə ehtiram göstərmişdir. Bunu bilsəydilər, onlar da mənim kimi iman gətirər və mənim qazandığım mükafatı qazanardılar.
36:28
۞ وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِن​ۢ بَعْدِهِۦ مِن جُندٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ‮٢٨‬‬‬
Musayev
Biz ondan (Həbib bin Musa ən-Nəccardan) sonra qövmünün üstünə göydən heç bir qoşun göndərmədik və heç göndərən də deyildik.
Sultanov
Ondan sonra qövmünün üstünə göydən heç bir ordu göndərmədik və göndərəsi də deyildik.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Biz onu yalançı sayıb qətlə yetirmiş qövmünü məhv etmək üçün onların üstünə göydən mələklərdən ibarət bir qoşun göndər­mədik. Biz hər hansı bir qövmü məhv etmək istədikdə, onların məhv edilməsi üçün mələklər göndərməyə ehtiyada yoxdur. Onların məhv edilməsi Bizim üçün bundan daha asandır. Biz onların üzərinə əzab mələklərini göndərməklə deyil, göydən gələn bir səslə məhv etməyi qərar verdik.
36:29
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَٰمِدُونَ‮٢٩‬‬‬
Musayev
(Onları məhv edən) ancaq dəhşətli bir səs oldu. Onlar bir anda məhv oldular.
Sultanov
(Onları məhv edən,) qorxunc səsdən başqa bir şey deyildi. Onlar birdən-birə sönüb getdilər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Onun qövmünü məhv edən yalnız onların üzərinə göndərdiyimiz dəhşətli bir səs oldu. Onlar bir­dən həlak oldular və onlardan salamat bir kimsə qalmadı. Onların halı əvvəlcə alovlanan, sonra isə sönüb gedən, heç bir əsər-əlaməti qalmayan atəşin halına bənzəyir.
36:30
يَٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ ​ۚ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ‮٣٠‬‬‬
Musayev
Vay olsun o qulların halına! Onlara elə bir elçi gəlməyib ki, ona istehza etməsinlər.
Sultanov
Özlərinə bir peyğəmbər gəldikdə onu ələ salan qulların vay halına!
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Bu adamlar qiyamət günü əzabı görəcəkləri zaman vay onların halına! Çünki dünyada ikən onlara elə bir elçi gəlməyib ki, onu məsxərəyə qoymasınlar və ona istehza et­məsinlər. Onların qiyamət günü cəzası, Allahın əmrlərinə qarşı gəldiklərinə görə peşman olmaqdır.
36:31
أَلَمْ يَرَوْاْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ‮٣١‬‬‬
Musayev
Məgər onlar özlərindən əvvəl neçə-neçə nəsilləri məhv etdiyimizi və onların bir daha geriyə (dünyaya) öz yanlarına qayıtmadığını görmürlərmi?!
Sultanov
Onlardan əvvəl neçə-neçə millətləri məhv etdiyimizi və bir daha onların yanına qayıda bilmədiklərini görmədilərmi?
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Məgər peyğəmbərləri yalançı sayan və onlara istehza edənlər özlərindən əvvəlki ümmətlərin başına gələnlərdən ibrət almırlarmı?! Onlar artıq həlak olmuşlar və bir daha bu dünyaya qayıtmayacaqlar. Əksinə, dünyada etdikləri əməllərə görə cavab verəcəklər və Allah onlara etdikləri əməllərin əvəzini verəcək.
36:32
وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ‮٣٢‬‬‬
Musayev
Onların hamısı (Qiyamət günü hesab üçün) hüzurumuza gətiriləcəklər.
Sultanov
Əlbəttə, hamısı birlikdə Bizim hüzurumuza gətiriləcəklər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Qiyamət günü bütün ümmətlər dirildikdən sonra, etdikləri əməllərin əvəzini almaq üçün Bizim hüzuru­muza gətiriləcəklər.
36:33
وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلْأَرْضُ ٱلْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَٰهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ‮٣٣‬‬‬
Musayev
Ölü torpaq onlar üçün bir dəlildir. Biz onu (yağışla) dirildir, oradan toxum (dənli bitkilər) çıxardırıq, onlar da ondan yeyirlər.
Sultanov
Ölü torpaq onlar üçün bir dəlildir. Biz onu (su vasitəsilə) dirildir və oradan dənələr çıxardırıq, onlar da bunlardan yeyirlər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Dirilməni yalan hesab edənlərə, dirilmənin haqq olduğunu sübut edən dəlil budur ki, Biz bu qurumuş, məhsul verməyən torpağa göydən yağış nazil edib orada növbənöv bitkilər yetişdirir və oradan çeşid-çeşid toxumlar çıxardırıq ki, insanlar ondan yesinlər. Belə torpağa yağış nazil edib orada bitkilər yetişdirməklə onu dirildən Allah, ölüləri də dirildib (məhşərə) gətəriməyə qadirdir.
Tafsir as-Saadi, 36:14–33

33- Ölü haldeki yeryüzü onlar için açık bir delildir. Biz onu diriltiriz ve ondan daneler çıkarırız, onlar da ondan yerler. 34- Biz orada hurma ve üzüm bahçeleri var ettik. Yine orada pınarlar akıttık. 35- (Bütün bunlar) onun meyvelerinden yesinler diyedir. Halbuki bunları kendi elleri yapmamıştır. Hâlâ şükretmeyecekler mi? 36- Yeryüzünün bitirdikleri, insanların kendileri ve bilmedikleri nice şeyler arasındaki bütün çiftleri/türleri yaratan (Allah, her türlü eksiklikten) münezzehtir!

33. “Ölü haldeki yeryüzü onlar için” öldükten sonra dirilişe, amellerin karşılıklarının görülmesi için Yüce Allah’ın huzuruna gelişe dair “açık bir delildir. Biz onu diriltiriz” Allah, üzerine yağmur indirir ve ölümünden sonra onu canlandırır “ve ondan daneler çıkarırız. Onlar da ondan” bütün ekinlerden ve davarlarının yiyip beslendiği çeşitli bitki türlerinden “yerler.”
34. “Biz orada” ölü haldeki yeryüzünde “hurma ve üzüm bahçeleri” yani özellikle ağaçların en değerlileri olan hurma ve üzüm ağaçlarının da bulunduğu pek çok ağaçlar ihtiva eden bahçeler “var ettik. Yine orada” yeryüzünde “pınarlar akıttık.”
35. Yeryüzünde o ağaçları, hurma ve üzüm bahçelerini yaratmamızın sebebi ise hem temel gıda, hem meyve, hem katık olarak, hem de lezzet almak üzere “onun meyvelerinden yesinler diyedir.”“Halbuki bunları” bunca meyve ve mahsulleri “kendi elleri yapmamıştır.” Bunların yaratılmalarında onların herhangi bir katkıları, herhangi bir amelî payları yoktur. O, sadece hükmü en sağlam ve rızık verenlerin en hayırlısı olanın sanatıdır. Aynı şekilde pişirme veya başka bir yolla kendi ellerinin emeği ile de yapılmış değildir. Aksine Yüce Allah, bu meyveleri yenmek için ayrıca pişirilmeye veya kızartılmaya gerek olmayacak şekilde yaratmıştır. Bunlar, ağaçlarından toplandığı gibi derhal yenilebilmektedirler. “Hâlâ” kendilerine bunca nimetleri verene, cömertlik ve lütfu ile din ve dünya işlerini düzene koyacak şeyleri onlara ihsan edene “şükretmeyecekler mi?” Ölümünden sonra yeri dirilten, orada ekinler ve ağaçlar bitirip lezzetli meyveler ve mahsüller var eden, bu mahsülleri ağaç dallarında yaratan, ölü ve kupkuru yerden pınarlar fışkırtan, ölüleri diriltmeye kadir değil midir? Elbette O, her şeye gücü yetendir.
36. “Yeryüzünün bitirdikleri” sayılması zor olacak şekilde oradan bitirdiklerini türlü çeşitli kılan, “insanların kendileri” onları erkek ve dişi olarak ayırıp gerek yaratılışları, gerek huyları gerekse de gizli ve açık vasıfları arasında farklar yaratan “ve bilmedikleri nice şeyler” yaratılmış olduğu halde bizim bilmediğimiz ve henüz yaratılmamış bulunan türlü yaratıklar “arasındaki bütün çiftleri” türleri “yaratan (Allah, her türlü eksiklikten) münezzehtir.” Yüce Allah, ortağı bulunmaktan, yardımcısı, desteği, eşi, evladı, adaşı, benzeri, kemâl sıfatlarında ve celâl vasıflarında dengi bulunmaktan yahut yapmak istediği herhangi bir şeyden acze düşmekten çok yüce ve pek münezzehtir.
36:34
وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَٰبٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ ٱلْعُيُونِ‮٣٤‬‬‬
Musayev
Biz orada xurma və üzüm bağları yaratdıq, bulaqlar qaynadıb çıxartdıq ki,
Sultanov
Biz orada xurma və üzüm bağları yaratdıq və bulaqlar qaynatdıq ki,
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Biz üzərinə yağış nazil etdiyimiz o torpaqda xurma bağları və üzümlüklər yaratdıq, habelə, oradan torpağın suvarılması üçün bulaq­lar qaynadıb çı­xartdıq.
36:35
لِيَأْكُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ ​ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ‮٣٥‬‬‬
Musayev
onların meyvələrindən və öz əlləri ilə becərmədiklərindən (yaxud becərdiklərindən) yesinlər. Yenə də şükür etməyəcəklərmi?!
Sultanov
Onun meyvələrindən və əlləri ilə emal etdiklərindən yesinlər. Hələ də şükür etməzlərmi?
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Belə etdik ki, insanlar Allahın onlara bəxş etdiyi və öz əlləri ilə becərmədikləri o bağların meyvələrindən ye­sin­lər. Onlar yalnız Allaha ibadət etməklə və Onun peyğəmbərlərinə iman gətirməklə, Allahın onlara bəxş etdiyi bu nemətlərə görə Ona şükür etməyəcəklərmi?!
36:36
سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُن​ۢبِتُ ٱلْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ‮٣٦‬‬‬
Musayev
Yerin bitirdiklərindən, insanların özlərindən və bilmədiklərindən bütün cütləri yaradan (Allah) pakdır, müqəddəsdir.
Sultanov
Torpağın bitirdiklərindən, (insanların) özlərindən və bilmədikləri başqa şeylərdən bütün cütləri yaradan Allah pak və müqəddəsdir!
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Bitkilərdən və ağaclardan, habelə, in­sanların həm özlərindən, kişi və qadın olmaqla, həm də onların bilmədiklə­ri, Allahın yerdə və dənizdə yaratdığı digər məxluqlardan cütlər yaradan Allah müqəddəs­dir və ucadır.
36:37
وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ‮٣٧‬‬‬
Musayev
Gecə də, onlar üçün (Allahın qüdrətinə dəlalət edən) bir dəlildir. Biz gündüzü ondan ayırıb çıxaran kimi onlar zülmət içində qalırlar.
Sultanov
Gecə də onlar üçün (Allahın qüdrətini göstərən) bir dəlildir. Biz gündüzü ondan sıyırıb çıxardarıq və bu zaman onlar qaranlıqda qalarlar.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Gündüzü gecədən ayırdığımız zaman, onun işığını aparıb, ardından gecənin zülmətini gətirməyimiz, insanlar üçün Allahın vəhdaniyyətniə dəlalət edən bir dəlildir. Biz gündüzün ardından zülməti gətirən kimi insanlar zül­mət içində qalırlar.
Tafsir as-Saadi, 36:34–37

37- Onlar için bir diğer açık delil de gecedir. Ondan gündüzü çekip alırız da onlar, birden karanlığa gömülürler. 38- Güneş de kendisi için belirlenmiş bir yer/zaman dahilinde akıp gider. İşte bu, Azîz ve Alîm (olan Allah'ın) takdiridir. 39- Aya da birtakım konaklar tayin ettik. Sonunda o, (kuruyup kıvrılmış, incelip sararmış) eski hurma dalı gibi (hilal şekline) döner. 40- Ne güneş aya yetişebilir ne de gece gündüzü geçebilir. Hepsi de birer yörüngede yüzerler.

37. “Onlar için” Yüce Allah’ın meşîetinin etkinliğine, kudretinin kemaline, ölümlerinden sonra canlılara hayat vereceğine “bir diğer açık delil de gecedir. Ondan gündüzü soyup çıkarırız.” Yani yeryüzünü örtmüş bulunan o muazzam aydınlığı, karanlık ile ortadan kaldırır, onun yerine karanlığı getiririz de “onlar birden karanlığa gömülürler.” İşte aynı şekilde onları kuşatmış, dört bir yanlarını kaplamış bulunan karanlığı da bu şekilde kaldırırız. Güneşi doğdururuz, o da dört bir yanı aydınlatır. Bunun üzerine yaratılmışlar da geçimlerini sağlamak ve menfaatlerine olan işleri görmek üzere etrafa yayılırlar. Bundan dolayı bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:
38. Yani güneş her zaman kendisi için belirlenmiş bu yerde (yörüngede) akıp gitmektedir. Bu yerini Yüce Allah takdir etmiştir. Onu aşıp ileriye gitmediği gibi ondan geri de kalmaz. O kendi zatı itibari ile herhangi bir tasarrufa sahip değildir. Yüce Allah’ın kudretine karşı gelecek gücü de yoktur. “İşte bu” güç ve kudreti ile bu pek büyük yaratıkları en mükemmel bir şekilde ve en güzel düzen ile idare eden “Azîz” ve ilmi ile bunları kullarının maslahatına, din ve dünyalarında faydalarına olacak şekilde yaratmış bulunan ve her şeyi bilen “Alîm” olan Allah’ın “takdiridir.”
39. “Aya da” her gece birinde konakladığı “birtakım konaklar tayin ettik. Sonunda o” oldukça küçülerek “eski hurma dalı gibi (hilal şekline) döner.” Eskiliği dolayısı ile kuruyan, incelen ve eğrilen hurma dalına benzer. Daha sonra peyderpey yine artıp durur ve nihâyet aydınlığı tamamlanır ve dolunay halini alır.
40. Güneşi, ayı, geceyi, gündüzü… bunların her birisini Yüce Allah, belli bir ölçü ile yaratmıştır. Hiçbirisi bu ölçüyü aşmaz. Her birisinin belli bir etkinliği ve zamanı vardır. Bunların biri var oldu mu öteki görünmez olur. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:“Ne güneş” geceleyin varlığı görülen “aya yetişebilir ne de gece gündüzü geçebilir.” Gündüzün vakti geçmeden önce gece bastırmaz. O bakımdan geceleri gündüzün varlığı mümkün değildir. Güneş, ay ve yıldızların “hepsi de birer yörüngede yüzerler.” Hareket ederler, sürekli olarak yerleri değişir, durur. İşte bütün bunlar, yaratıcının azametine, sıfatlarının büyüklüğüne, özellikle de kudret, hikmet ve ilim sıfatlarının azametine açık bir delil ve göz kamaştırıcı birer belgedir.
36:38
وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ​ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ‮٣٨‬‬‬
Musayev
Günəş də, özü üçün müəyyən edilmiş yerdə hərəkət edər. Bu, Qüdrətli, (hər şeyi) Bilən Allahın əzəli hökmüdür.
Sultanov
Günəş də özü üçün təyin olunmuş yerdə axıb gedir. Bu, yenilməz qüvvət sahibi və hər şeyi bilən Allahın qoyduğu nizamdır.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Günəş də, Allahın vəhdaniyyətinə dəlalət edən dəlillərdəndir. O günəş ki, Allahın onun üçün müəyyən etdiyi yerdə seyr edir və (bu həddi) keçmir. Bu təqdir, yenilməz qüdrət sahibinin və yaratdıqları barədə hər şeyi bi­lən Allahın təqdiridir.
36:39
وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ‮٣٩‬‬‬
Musayev
Ay üçün də mənzillər müəyyən etmişik. Nəhayət, o (mənzilləri tədricən başa vurduqdan sonra) dönüb xurma ağacının qurumuş budağı kimi (əyri) olar.
Sultanov
Ay üçün də mərhələlər təyin etdik. Nəhayət, o, xurma ağacının qurumuş əyri budağına bənzər bir hala (hilal şəklinə) düşər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ay da, pak və müqəddəs Allahın vəhdaniyyətinə dəlalət edən dəlillərdəndir. O ay ki, Biz onun hər gecəsi üçün mənzillər mü­əyyən etmişik. O, kiçik şəkildən başlayaraq böyüyür, sonra isə, yenidən kiçilir və nəhayət, o, tədricən dönüb xur­ma ağacının olduqca nazik, əyri, sapsarı və qu­rumuş budağı kimi olur.
36:40
لَا ٱلشَّمْسُ يَن​ۢبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ ​ۚ وَكُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ‮٤٠‬‬‬
Musayev
Nə günəş aya çatar, nə də gecə gündüzü keçə bilər. Onların hər biri öz yolu ilə hərəkət edər.
Sultanov
Nə günəş aya çata bilər, nə də gecə gündüzü keçə bilər. Hər biri öz orbitində üzər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Günəş də, ay da, gecə də, gündüz də, Allahın təqdiri ilə müəyyən edilib və onlar özləri üçün müəyyə edilmiş (həddi) keçmirlər. Nə günəş ayın istiqamətini dəyişmək və onun nurunu aparmaq üçün ona çata bilər, nə də gecə gündüzü keçib onun vaxtı başa çatmamış ona qarışa bilər. Bu, ram edilmiş məxluqların, habelə, digər göy cisimlərinin və kəhkəşanların (ulduzlar sisteminin) hamısının, Allahın Öz təqdiri və mühafizəsi ilə onlar üçün müəyyən etdiyi, özlərinə məxsus hədəqəsi vardır.
36:41
وَءَايَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ‮٤١‬‬‬
Musayev
Onların züriyyətini yüklü gəmidə (Nuhun gəmisində) daşımağımız da onlar üçün bir dəlildir.
Sultanov
Onların nəsillərini (ulu babalarını) yüklə dolu gəmiyə mindirməyimiz də onlar üçün bir dəlildir.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Onlar üçün Allahın vəhdaniyyətinə dəlalət edən dəlillərdən və Öz qullarına bəxş etdiyi nemətlərdən biri də, Nuhun dövründə yaşayan, Adəm nəslinindən olub tufandan qurtulan kimsələri məxluqatla dolu gəmidə da­şımağımızdır. Allah o gəmiyə hər növ məxluqdan bir cüt yerləşdirmişdir.
Tafsir as-Saadi, 36:38–41

41- Onlar için bir diğer açık delil de bizim nesillerini o dopdolu gemide taşımış olmamız; 42- Ve onlar için gemiye benzer binecekleri daha başka şeyler yaratmış olmamızdır. 43- Eğer dilersek onları suda boğarız da ne kimse onların imdadına yetişir ne de kurtarılırlar. 44- Ancak tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir vakte kadar (dünyadan) faydalanmaları için (böyle yapmayız). 45- Onlara:“Önünüzde (gelecek olan ahirette) ve arkanızda (bıraktığınız dünyada azaba uğramaktan) korkup sakının. Olur ki merhamete nail olursunuz” denildiğinde (aldırmazlar). 46- Onlara ne zaman Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelse mutlaka ondan yüz çevirirler. 47- Onlara:“Allah’ın size verdiği rızıktan infak edin” dendiğinde kâfirler, iman edenlere şöyle derler:“Allah'ın, dileseydi kendilerini doyuracağı kimseleri mi doyuracağız? Siz, ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.” 48- Derler ki:“Eğer doğru söylüyorsanız bu (azap) tehdidi ne zaman (gerçekleşecek)?” 49- Onların işi, ancak birbirleri ile çekişirlerken kendilerini (ansızın) yakalayacak olan tek bir çığlığa bakar. 50- O vakit onlar ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerinin yanına dönebilirler.

41. Yani nimetleri ihsan eden, musibetleri önleyen yegane ma’budun Allah olduğunun bir diğer delil ve belgesi de budur. “…bizim nesillerini o dopdolu gemide taşımış olmamız” O’nun ihsan ettiği nimetlerden birisidir. Müfessirlerin pek çoğunun söylediğine göre buradaki “nesiller”den kasıt, onların atalarıdır.
42. “Ve onlar için gemiye benzer binecekleri daha başka şeyler yaratmış olmamızdır.” Yani atalarından sonra var olanlar için bu gemiye benzer başka binekler yaratmışızdır. Yüce Allah, atalarını gemide taşıma nimetini söz konusu etmektedir. Çünkü atalara ihsan edilen bu nimet, onların soyundan gelenler için de bir nimettir. Bu ifade, benim için tefsir edilmesi en zor yerlerden birisidir. Çünkü müfessirlerin çoğunun açıklamasına göre buradaki nesilerden kasıt atalardır. Oysa Kur’ân-ı Kerîm’de nesillerin atalar anlamında kullanılması alışılmış bir şey değildir. Hatta böyle bir açıklamada bir çeşit kapalılık ve alemlerin Rabbinin kelamı ile bağdaşmayan, O’nun kullarına beyan ve açıklamayı murat etmesi ile uyum arz etmeyen bir kapalılık dahi söz konusudur. Burada ondan daha güzel bir ihtimal vardır. O da nesiller ile insan cinsinin, bizzat insanların kastedilmesidir. Çünkü hepsi de Ademoğullarının neslindendirler. Ancak bu mana ile Yüce Allah’ın:“Ve onlar için gemiye benzer binecekleri daha başka şeyler yaratmış olmamızdır” buyruğu çelişmektedir. Eğer bu geminin benzerinden şu muhataplar için binecekleri türlü gemileri yaratmış olduğu kastediliyor ise o takdirde bu, Kur’ân fasahatına yakışmayan şekilde bir mana tekrarı olur. Eğer:“Ve onlar için gemiye benzer binecekleri daha başka şeyler yaratmış olmamızdır” buyruğu ile karanın gemileri durumunda olan develerin kastedildiğini kabul edersek, o takdirde anlam muntazam olur ve açıklık kazanır. Ancak yine “gemi” ifadesinde bir çeşit karışıklık kalmış olur. Çünkü bu mana kastedilmiş olsa idi, şöyle buyurulması gerekirdi: “Onlar için bir delil de bizim kendilerini dopdolu gemide taşımış olmamız ve kendileri için bunun gibi binecek (başka) şeyleri de yaratmış bulunmamızdır.” Birincisinde: “nesillerini taşımış olmamız” denilmesi, ikincisinde de “onları taşımamız” denmesi halinde mana yeteri kadar net anlaşılmaz. Ancak zamirin zürriyete ait olmasının söylenmesi hali müstesnadır. Gerçeği en iyi bilen Allah’tır. Telif esnasında buraya ulaştığımda Yüce Allah’ın muradına pek uzak düşmeyen bir başka mana hatırıma daha geldi. Şöyle ki Yüce Allah’ın Kitabının azametini, halihazırdaki ve geçmişteki durumlar ile gelecekteki durumları her bakımdan tam anlamı ile açıkladığını, onun her bir husus ile ilgili olarak o hususun ulaşabileceği en üstün ve en mükemmel halini zikrettiğini, gemilerin Yüce Allah’ın âyetlerinden ve kullarına ihsan etmiş olduğu nimetlerden biri olduğunu, varlıklarının onlara gemi yapmayı öğretme nimetini ihsan ettiğinden kıyamet gününe kadar devam edeceğini, Kur’ân-ı Kerîm ile muhatap olan bütün zamanlarda da bulunmaya devam edeceğini bilen bir kimse şunu da kavrar: Yüce Allah, Kur’ân ile insanlara hitap edip geminin durumunu da hatırlattıktan sonra gemilerdeki en büyük ilâhî belgelerin, onların zamanlarından başka bir zamanda (gelecek nesiller içinde) gerçekleşeceğine işaret etmektedir. Yani onlara denizde rüzgar hızı ile buhar gücü ile akıp giden havada kuşlar gibi yüzüp gidecek hava gemilerini (uçaklar ve uzay gemileri) ve benzerlerini yapma sanatını yine karada kullanılacak binekleri yapma sanatını öğretecektir. Bu ise ancak (muhatapların gelecek) nesilleri döneminde var olabilecek pek büyük bir delildir. İşte Allah’ın Kitabı burada gemilerin ilâhî delil oluş türlerinin en ileri derecedeki türüne dikkat çekerek:“Onlar için bir diğer açık delil de bizim nesillerini o dopdolu gemide taşımış olmamız”dır buyurmaktadır. Yani bu gemiler, hem yolcularla hem eşyalarla dolup taşacaktır. Yüce Allah, onları bu araçlarla taşımış ve kendilerine öğretmiş olduğu sebepler bilgisi sayesinde sulara gömülüp boğulmaktan kurtarmıştır. İşte bundan dolayı Yüce Allah, kendilerini suda boğmaya kadir olmakla birlikte boğulmaktan kurtarma nimetine dikkatlerini çekerek şöyle buyurmaktadır:
43. “Eğer dilersek onları suda boğarız ve ne kimse onların imdadına yetişir” yani kimseye feryatlarını işittiremezler. Bu sıkıntılara, zorluklara karşı onlara kimse yardım edemez, bu zorluklarını ortadan kimse kaldıramaz. “Ne de” içinde bulundukları halden “kurtarılırlar.”
44. “Ancak tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir vakte kadar (dünyadan) faydalanmaları için” onları boğmayız. Belki hakka dönerler yahut işledikleri kusurlarını telafi ederler diye onlara lütuf olmak üzere ve onları faydalandırmak için bir süreye kadar hayatta bırakırız.
45. “Onlara: Önünüzde (gelecek olan) ve arkanızda (bıraktığınız tehlikelerden)” yani gerek Berzah ve Kıyamet hallerinden gerekse de dünyevî cezalardan “korkup sakının, olur ki merhamete nail olursunuz, denildiğinde” yüz çevirirler. Hiç aldırış etmezler. İsterse bu konuda onlara her türlü mucize, delil ve belge gelmiş olsun, fark etmez. Bundan dolayı devamla şöyle buyrulmaktadır:

46. Bu buyrukta, “âyetler”in Rablerine izafe edilmesi, bu âyetlerin ne kadar mükemmel ve ne kadar açık olduğuna delildir. Çünkü Allah’ın âyetlerinden daha açık, onlardaki açıklamadan daha büyük bir açıklama yoktur. Yüce Allah’ın kullarına gerek dinlerinde, gerek dünyalarında fayda sağlayacakları şekilde delil olarak kullanabilecekleri âyet ve belgeleri ulaştırmış olması, Allah’ın kulları üzerindeki rububiyetinin bir parçasıdır.

47. “Onlara: Allah’ın size verdiği” size lütfetmiş olduğu ve dilediği takdirde de sizden çekip alabileceği “rızıktan infak edin, dendiğinde kâfirler iman edenlere” hakka karşı çıkarak ve güya Allah’ın meşîetini/dilemesini delil göstererek: “Allah'ın, dileseydi kendilerini doyuracağı kimseleri mi doyuracağız? Siz” ey mü’minler, bize böyle bir şeyi emrettiğiniz için ancak “ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.” İşte bu, onların büyük çaptaki cehaletlerine yahut son derece vahim olan bilmezlikten gelişlerine bir delildir. Zira ilâhî meşîet, hiçbir zaman hiçbir günahkarın lehine delil olmaz. Her ne kadar Allah’ın dilediği olur, dilemediği de olmazsa da Yüce Allah, kullarına imkân ve güç vermiştir ki onlar, bu sayede O’nun verdiği emirleri yapabilir, yasaklarından da kaçınabilirler. O nedenle emrolunduklarını terk edecek olurlarsa bu, onların tercihi sonucu ortaya çıkar. Yoksa bu konuda Allah’ın onları zorlaması söz konusu değildir.
48. Yalanlamak ve tehdit edildikleri azabın çabucak gelmesini istemek üzere “derler ki: Eğer doğru söylüyorsanız bu (azap) tehdidi ne zaman (gerçekleşecek)?” Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: Bunu uzak görmesinler, çünkü o pek yakındır: 49. “Onların işi, ancak birbirleri ile çekişirlerken” ve gafil iken, kendi aralarında anlaşmazlık içerisinde tartışırlarken -ki bu da çoğunlukla gaflet anında olur- ve hatırlarına bile getirmedikleri bir anda “kendilerini (ansızın) yakalayacak” kendilerine isabet edecek “olan tek bir çığlığa” ki bu da Sûr’a üfürüştür “bakar.”
50. Gafil oldukları bir zamanda bu çığlık onları yakalayacağı vakit kendilerine hiç mühlet tanınmayacaktır. O nedenle de “onlar” az olsun çok olsun “ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerinin yanına dönebilirler.”
36:42
وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِۦ مَا يَرْكَبُونَ‮٤٢‬‬‬
Musayev
Biz onlar üçün buna (Nuhun gəmisinə) bənzər (daha neçə-neçə) minik vasitəsi yaratdıq.
Sultanov
Onlar üçün bunun kimi başqa minik vasitələri də yaratdıq.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Onlar üçün Allahın vəhdaniyyətinə dəlalət edən dəlillərdən və Öz qullarına bəxş etdiyi nemətlərdən biri də, Bizim onlar üçün Nuhun gəmisinə bənzər daha neçə-neçə minik vasi­tələri yaratmağımızdır.
36:43
وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ‮٤٣‬‬‬
Musayev
Əgər istəsək, onları (suya) qərq edərik. O zaman nə onların imdadına çatan olar, nə də onlar xilas ola bilərlər.
Sultanov
Əgər istəsəydik, onları suda boğardıq. O zaman nə onların köməyinə çatan olardı, nə də onlar xilas olunardılar.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Əgər Biz onları suya qərq etmək istəsəydik, edərdik. Biz onları suya qərq etmək istəsəydik, onların imdadına çatan köməkçi tapılmaz, habelə, onlar bizim əmrimiz və hökmümüzlə suya qərq edilsəydilər, onları xilas edən olmazdı.
36:44
إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍ‮٤٤‬‬‬
Musayev
Yalnız Bizim (onlara) rəhm etməyimiz və (onlara,) müəyyən edilmiş vaxtadək, gün-güzəran nəsib etməyimiz müstəsnadır.
Sultanov
Ancaq tərəfimizdən bir mərhəmət olaraq və müəyyən bir vaxta qədər (dünyadan) faydalansınlar deyə (onları xilas etdik).
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Yalnız Bizim onları suya qərq olunmaqdan xilas etməklə onlara rəhm etməyi­miz və onlara, müəyyən edil­miş vax­tadək gün-güzə­ran nəsib etməyimiz is­tisna­dır ki, bəlkə ibrət alıb iman gətirsinlər.
36:45
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُواْ مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ‮٤٥‬‬‬
Musayev
Onlara: “Önünüzdə və arxanızda olandan (dünya və axirət əzabından) qorxun ki, bəlkə sizə rəhm oluna!”– deyildikdə (üz çevirirlər).
Sultanov
Onlara: “Önünüzdəkindən (dünya əzabından) və arxanızdakından (axirət əzabından) qorxun! Ola bilsin ki, sizə mərhəmət olunar”, - deyildikdə (onlar üz çevirərlər).
Quranın Müxtəsər açıqlaması
İmandan üz döndərən o müşriklərə: “Axirətdə düçar olacağınız əzabdan və onun şiddətindən, habelə, arxada buraxdığınız dünyadan qorxun ki, bəlkə Allah si­zə Öz mərhəhəmtindən bəxş etsin!”– deyildikdə, buna əməl etmir və ona əhəmiyyət vermədən üz çevirirlər.
36:46
وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ مِّنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ‮٤٦‬‬‬
Musayev
Onlara Rəbbinin ayələrindən elə bir ayə gəlməz ki, ondan üz döndərməsinlər.
Sultanov
Onlara Rəbbinin ayələrindən elə bir ayə gəlməz ki, ondan üz çevirməsinlər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Hər dəfə o inadkar müşriklərə Allahın vəhdaniyyətini və Onun ibadətə layiq olan tək ilah olduğunu sübut edən ayə­ləri gəldikdə, bu ayələrdən ibrət almadan onlardan üz çevirərdilər.
36:47
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطْعَمَهُۥٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ‮٤٧‬‬‬
Musayev
Onlara: “Allahın sizə verdiyi ruzidən xərcləyin!”– deyildikdə, kafirlər möminlərə deyirlər: “Allahın istədiyi təqdirdə yedirə biləcəyi kimsəni bizmi yedirdəcəyik?! Siz ancaq açıq-aydın azğınlıq içindəsiniz”.
Sultanov
Onlara: “Allahın sizə verdiyi ruzidən infaq edin!” – deyildikdə kafirlər möminlərə: “Allahın istədiyi təqdirdə yedirdə biləcəyi kimsəni bizmi yedirdəcəyik? Siz tamamilə zəlalət içindəsiniz”, - dedilər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
O inadkarlara: “Allahın sizə bəxş etdiyi mal-dövlətdən fəqirlərə və miskinlərə verməklə onlara kömək edin!”– de­yil­dik­də, inkar edib iman gətirənlərə de­yir­lər: “Allahın istədiyi təq­dir­də ye­dir­də­cəyi kimsəni bizmi ye­dir­dəcəyik?! Biz Onun istəyinə qarşı çıxa bilmərik. Siz, ey möminlər, ancaq açıq-aydın azğınlıq içindəsiniz və haqdan uzaqsınız.”
36:48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ‮٤٨‬‬‬
Musayev
Onlar: “Əgər doğru deyirsinizsə, bu vəd nə vaxt olacaq?”– deyirlər.
Sultanov
Onlar: “Əgər doğru söyləyirsinizsə, bu vəd olunan (qiyamət) nə zaman olacaq?” - deyirlər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Dirilməni inkar edən, onu yalan sayan və onun inanılmaz bir şey olduğunu iddia edən kafirlər deyirlər: "Ey möminlər, əgər bu dirilmənin olacağı barədə iddianız doğrudursa, onda (bir deyin görək,) bu dirilmə nə zaman olacaq?!"
36:49
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ‮٤٩‬‬‬
Musayev
Onlar, bir-birləri ilə höcətləşərkən (dünya işləri ilə məşğul olarkən) özlərini yaxalayacaq bir tükürpədici səsi (sura birinci dəfə üfürülməsini) gözləyirlər.
Sultanov
Onlar bir-birləri ilə höcətləşdikləri bir vaxtda özlərini yaxalayacaq o qorxunc səsi gözləyirlər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Dirilməni yalan sayan və onun inanılmaz bir şey olduğunu iddia edən o kafirlər, sadəcə olaraq alış-veriş, suvarma, otarma və s. bu kimi dünya işləri ilə məşğul olduqları halda, özlə­rini haqla­yacaq bir tük­ür­pə­dici səsi - sura üfürüləcək ilk səsi gözləyirlər.
36:50
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ‮٥٠‬‬‬
Musayev
Onlar nə bir vəsiyyət etməyə qadir olacaq, nə də ailələrinin yanına qayıda biləcəklər.
Sultanov
O zaman onlar nə vəsiyyət edə biləcək, nə də ailələrinin yanına qayıda biləcəklər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Bu səs onları qəfil yaxaladıqda, onlar nə bir-birilərinə vəsiyyət etməyə qa­dir olacaq, nə də öz mənzillərinə və ailə­lə­rinin yanına qayı­da bilə­cək­lər, əksinə, məşğul olduqları işin içində ikən öləcəklər.
36:51
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ‮٥١‬‬‬
Musayev
Sur (ikinci dəfə) üfürülən kimi onlar dərhal qəbirlərdən çıxıb Rəbbinə tərəf tələsəcəklər.
Sultanov
Sur (ikinci dəfə) çalınan kimi onlar qəbirlərindən qalxıb sürətlə Rəbbinə tərəf gedəcəklər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Dirilmə üçün sur ikinci dəfə üfürülən kimi on­ların hamısı dərhal qəbirlərindən çıxıb, haqq-hesaba çəkilmək və əməllərinin əvəzini almaq üçün tələsik Rəb­inə tə­rəf gedəcəklər.
Tafsir as-Saadi, 36:42–51

51- Sûr’a (ikinci defa) üfürüldüğünde derhal kabirlerinden kalkıp süratle Rablerine doğru gideceklerdir. 52- Diyecekler ki:“Vay başımıza gelen! Yattığımız yerden kim kaldırdı bizi?”(Denecek ki:)“Bu, Rahman’ın vaat ettiği (diriliş günüdür). Peygamberler de doğru söylemişlerdir.” 53- O, tek bir çığlıktan ibarettir. Bir de bakmışsın ki hepsi huzurumuzda toplanmışlar bile! 54- “Bu gün hiç kimseye en ufak bir haksızlık yapılmayacaktır ve sizler ancak işlediklerinizin karşılığını göreceksiniz.”

51. Sûr’a birinci defa üfürüleceğinde herkes dehşete kapılıp ölecektir. Burada sözü edilen üfürüş ise öldükten sonra diriliş ve kabirlerden kalkış üfürüşüdür. Sûr’a bu ikinci defa üfürüleceği vakit insanlar kabirlerinden çıkarak O’nun huzurunda toplanmak üzere Rablerine doğru hızlıca gideceklerdir. Gecikme ya da ağırdan alma imkânı bulamayacaklardır. İşte bu durumda yalanlayanlar kederlenecek ve pişmanlıklarını açığa vurarak şöyle diyeceklerdir:
52. “Vay başımıza gelen! Yattığımız yerden” kabirlerdeki uykumuzdan “kim kaldırdı bizi?” Bazı hadislerde belirtildiği gibi Sûr’a üfürülmeden bir süre önce kabirdekilerin kısa bir uykuları olacaktır.[13] Onlara cevap olmak üzere şöyle denecektir: “Bu, Rahman’ın vaat ettiği (diriliş günüdür). Peygamberler de doğru söylemişlerdir.” Yani bu, hem Allah’ın hem de peygamberlerin size vaat ettiğidir. Böylelikle onların doğru söyledikleri, gözle görülen bir gerçek olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Burada “Rahman”ın anılışının, yalnızca O’nun vaadini haber vermek için olduğu zannedilmesin. Aynı zamanda bu pek büyük günde bile onların, ilâhî rahmetinin hiçbir kimsenin zannetmediği, hiçbir kimsenin tahmin etmediği şekilde tecellilerini göreceklerine dair de bir haberdir. Yüce Allah’ın: “Mülk, o gün hak olan Rahman’ındır.”(el-Furkân, 25/26); “Sesler Rahman olanın huzurunda kısılmış olacaktır”(Tâ-Hâ, 20/28) vb. gibi Rahman adının zikredildiği diğer buyruklar da böyledir.
53. “O, tek bir çığlıktan ibarettir.” Yani kabirlerden diriliş sadece İsrafil’in Sûr’a üfürmesi ile gerçekleşecektir. Üfürmesinin hemen akabinde bedenler canlanıverecektir. “Bir de bakmışsın ki hepsi” öncekiler de sonrakiler de insanlar da cinler de amellerinin hesabı görülmek üzere “huzurumuzda toplanmışlar bile!”
54. “Bu gün hiç kimseye en ufak bir haksızlık yapılmayacaktır.” İyilikleri eksiltilmez, kötülüklerine de ilave yapılmaz. “Sizler ancak” hayır ya da şer türünden “işlediklerinizin karşılığını göreceksiniz.” O bakımdan kim hayırla karşılaşırsa bundan dolayı Yüce Allah’a hamdetsin, kim de hayırdan başka şeylerle karşılaşırsa kendisinden başkasını kınamasın.
36:52
قَالُواْ يَٰوَيْلَنَا مَن​ۢ بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا ​ۜ ​ۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ‮٥٢‬‬‬
Musayev
Onlar deyəcəklər: “Vay halımıza! Bizi yatdığımız yerdən kim qaldırdı? Bu, Rəhmanın vəd etdiyidir. Elçilər doğru deyirlərmiş”.
Sultanov
Onlar belə deyəcəklər: “Vay halımıza! Yatdığımız yerdən (qəbirlərimizdən) bizi kim qaldırdı? Bu, Rəhman olan Allahın vəd etdiyidir. Peyğəmbərlər də doğru deyirlərmiş”.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Dirilməni yalan sayan o kafirlər peşman olub deyəcəklər: “Vay halımıza! Bizi kim dirildib qəbrimizdən çıxartdı?!" Sonra da öz suallarına belə cavab veriləcək: "Bu, Mərhə­mətli Allahın vəd etdiyi gündür, bu mütləq baş verəcəkdi, elçilərin öz Rəbbindən təbliğ etdiyi xəbər doğru imiş.”
36:53
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ‮٥٣‬‬‬
Musayev
Bircə dəhşətli səs qopan kimi onların hamısı hüzurumuza gətiriləcəklər.
Sultanov
O dəhşətli səs qopan kimi onların hamısı Bizim hüzurumuza gətiriləcəklər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Dirilib qəbirlərdən çıxmaq yalnız ikinci kərə sur üfürüləndə baş verəcək. Həmin vaxt - qiyamət günü məxluqatın hamısı haqq-hesaba çəkilmək üçün hüzurumuza gətiriləcəklər.
36:54
فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ‮٥٤‬‬‬
Musayev
O gün heç kəsə zülm edilməyəcək. Sizə ancaq etdiyiniz əməllərin əvəzi veriləcəkdir.
Sultanov
Bu gün heç kəsə heç bir haqsızlıq edilməyəcəkdir. Siz ancaq etdiyiniz əməllərin qarşılığını alacaqsınız.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
O gün ədalətlə hökm veriləcək və ey Allahın qulları, günahlarınız üzərinə günah artırmaqla, yaxud, savabınızdan bir şey əksiltməklə sizə zülm edilməyəcək. Sizə an­caq dünya həyatınızda etdiyi­niz əməllərin əvə­zi veriləcəkdir.
36:55
إِنَّ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ ٱلْيَوْمَ فِى شُغُلٍ فَٰكِهُونَ‮٥٥‬‬‬
Musayev
O gün Cənnət əhli nemətlər içində kef çəkməklə məşğul olacaqlar.
Sultanov
Həqiqətən cənnətliklər bu gün nemətlər içində səfa sürərlər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Həqiqətən, qiyamət gün Cənnət əhli tükənməz nemətlər və böyük uğur əldə etdiklərini gördükdə, başqaları haqda düşünməyəcək, sevinərək ancaq bu nemətlər haqqında düşünəcəklər.
Tafsir as-Saadi, 36:52–55

55- “Bugün cennetlikler neşe içinde nimetlerle meşgul olacaklar.” 56- “Onlar da eşleri de gölgeler altında tahtlara yaslanacaklar.” 57- “Orada onlar için meyveler ve istedikleri her şey vardır.” 58- “Çok merhametli Rab tarafından sözlü bir selam da (vardır onlara).”

55. Yüce Allah, herkesin amelinden başka bir şey ile karşılaşmayacağını söz konusu ettikten sonra her iki kesimin görecekleri bu karşılıkları söz konusu etmektedir. Önce cennetliklerin görecekleri karşılıkları zikretmekte ve onların o gündeki durumlarını şöylece haber vermektedir: Cennetlikler “neşe içinde nimetlerle meşgul olacaklar.” Yani nefsi sevindiren, nefsin hoşuna giden, canın arzuladığı, gözlerin lezzet alacağı, temenni edenlerin isteyecekleri türden işlerle meşgul olacaklardır ki oldukça güzel bakirelerle bir arada olmak da bunlardan birisidir. Nitekim Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır: 56. “Onlar da” hem yüz ve beden güzelliğine hem de huy güzelliğine sahip hurilerden olan “eşleri de gölgeler altında” oldukça güzel ve süslü örtülerle bezenmiş ve değerli taşlarla işlenmiş “tahtlara yaslanacaklar.” Bu yaslanışları, tam bir rahat, huzur ve zevk içerisinde olacaklarına delildir.
57. “Orada onlar için” üzüm, incir, nar vb. gibi oldukça lezzetli ve her çeşit “meyveler ve istedikleri her şey vardır.” İsteyip temenni ettikleri her bir şeye anında kavuşacaklardır.
58. Aynı zamanda onlar için “Çok merhametli Rab tarafından sözlü bir selam da” vardır. Bu buyrukta âlemlerin Rabbinin cennetliklerle konuşacağına ve onlara selâm vereceğine delil vardır. Bunu da (“sözlü” anlamı verilen) “قولا” buyruğu ile tekid etmiştir. Son derece Rahim olan Rableri onlara selâm verdi mi artık bütün yönleri ile tam ve eksiksiz bir selamete erişirler. Yine onlar, daha üstünü olmayacak ve benzeri bir nimet bulunmayacak şekilde Allah’ın selamına mazhar olacaklardır. Hakimler hakimi, yüce Rab, son derece şefkatli ve merhametli olan Allah’ın kendilerini rızasına gark ettiği ve ebediyen bir daha kendilerine gazap etmeyeceği lütuf ve ihsan yurdunun sakinlerine vereceği selâmı düşünebiliyor musun? Eğer Yüce Allah, onların ölmeyeceklerini yahut kalplerinin sevinç, neşe ve mutluluktan dolayı yerlerinden oynamayacağını takdir etmemiş olsa idi hiç şüphesiz bunlar gerçekleşirdi. Yüce Rabbimizden bu nimetten bizleri mahrum kılmamasını, kerim yüzüne bakma nimetine bizleri mazhar kılmasını niyaz ederiz. Allah takvâ sahiplerinin mükâfatlarını söz konusu ettikten sonra günahkârların cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
36:56
هُمْ وَأَزْوَٰجُهُمْ فِى ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ‮٥٦‬‬‬
Musayev
Onlar zövcələri ilə birlikdə kölgəliklərdə taxtlara söykənəcəklər.
Sultanov
Onlar və zövcələri kölgəliklər altındakı taxtlara söykənib oturarlar.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Onlar zövcələri ilə bir­likdə yaşıllaşan cənnət köl­gə­likləri altında taxtlara söykənib kef çəkəcəklər.
36:57
لَهُمْ فِيهَا فَٰكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ‮٥٧‬‬‬
Musayev
Onlar üçün orada meyvələr və istədikləri hər şey vardır.
Sultanov
Orada onlar üçün meyvə və istədikləri hər şey mövcuddur.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
O Cənnətdə onlar üçün üzüm, əncir, nar və başqa bu kimi növbənöv gözəl mey­və­lər, habelə, is­tədikləri zövqverən şeylər və cürbəcür nemətlər vardır.
36:58
سَلَٰمٌ قَوْلًا مِّن رَّبٍّ رَّحِيمٍ‮٥٨‬‬‬
Musayev
Onlara Mərhəmətli Rəbbdən bir söz olaraq “Salam” vardır.
Sultanov
Rəhmli Rəbb tərəfindən (onlara) “salam” deyilər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Bu nemətdən əlavə onlara rəhm edən Rəbbi tərəfindən: “Sa­lam” veriləcək. Rəbbi onlara salam verəcəyi zaman onları hər tərəfdən salamatlıq bürüyəcək və onlar heç bir bənzəri olmayan salamla qarşılaşacaqlar.
36:59
وَٱمْتَٰزُواْ ٱلْيَوْمَ أَيُّهَا ٱلْمُجْرِمُونَ‮٥٩‬‬‬
Musayev
(Qiyamət günü kafirlərə:) "Ey günahkarlar! Bu gün (möminlərdən) ayrılın!"– (deyiləcəkdir).
Sultanov
(Günahkarlara isə belə deyilər:) “Ey günahkarlar, bu gün (möminlərdən) ayrılın!”
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Qiyamət günü müşriklərə deyiləcək: “Bu gün möminlərdən ay­rılın, siz onlarla bir yerdə olmağa layiq deyilsiniz. (Onlardan ayrı durmalısınız ki,) sizin cəzanızla onların mükafatı, habelə, sizin sifətinizlə onların sifəti arasındakı fərq bilinsin.
Tafsir as-Saadi, 36:56–59

59- “Ey günahkârlar! Bugün siz (bir kenara) ayrılın.” 60- “Ey Âdemoğulları! Ben size: Şeytana ibadet etmeyin; çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır” demedim mi?” 61- “(Yalnızca) Bana ibadet edin. İşte dosdoğru yol budur.” 62- “Halbuki o, sizden pek çok nesilleri saptırmıştı. Hiç mi aklınızı kullanmıyordunuz?” 63- “İşte kendisiyle tehdit edildiğiniz cehennem!” 64- “Küfre sapmanızdan ötürü bugün girin oraya!” 65- Bugün Biz ağızlarına mühür vururuz da (dünyada) ne işlediklerini bize elleri söyler ve ayakları şahitlik eder. 66- Eğer dileseydik gözlerini silme kör ederdik de (doğru) yolu bulmak için koşuşurlardı. Ama nasıl görecekler ki? 67- Eğer dileseydik oldukları yerde hilkatlerini değiştirirdik de ne ileri gitmeye ne de geri dönmeye güçleri yetmezdi.

59. Kıyamet gününde günahkârlara şöyle denilecek:“Ey günahkârlar! Bugün siz (bir kenara) ayrılın.” Müminlerden ayrılıp tek başınıza durun. Maksat, cehenneme koymadan önce herkesin gözü önünde onları azarlamaktır. Onlara şöyle diyecek:
60. “Ey Âdemoğulları! Ben size: Şeytana ibadet etmeyin” Ona itaat etmeyin, “çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır” demedim mi?” Ben size peygamberlerin vasıtası ile bu emrimi bildirmedim mi, bunları söylemedim mi? -Bu azarın kapsamına bütün küfür ve günah türleri girmektedir. Çünkü bunların hepsi de şeytana bir itaat ve ibadettir.- Üstelik ben sizi ondan alabildiğine sakındırdım, ona itaat etmeyin diye uyardım ve onun sizi neye davet ettiğini bildirdim.
61. Ayrıca sizlere “(Yalnızca) Bana” emirlerimi yerine getirerek ve yasaklarımı terk ederek “ibadet edin.” diye emir verdim. “İşte dosdoğru yol budur.” Bana ibadet ve itaat etmek, şeytana ise isyan edip karşı çıkmak, doğru yolun ta kendisidir. Dosdoğru yola dair bütün bilgiler ve ameller bu ikisine bağlıdır.
62. Ancak sizler benim bu emrimi yerine getirmediniz, sözümü dinlemediniz. Aksine şeytanı dost edindiniz. Halbuki o şeytan “sizden pek çok nesilleri saptırmıştı. Hiç mi aklınızı kullanmıyordunuz?” Rabbinizi ve gerçek dostunuzu dost edinmeyi emredecek, sizi en büyük düşmanınızı dost edinmekten alıkoyacak aklınız yok muydu? Eğer sizin doğru işleyen bir aklınız olsa idi elbette böyle yapmazdınız.
63. Şeytana itaat edip Rahman olan Allah’a düşmanlık ettiniz, O’nun huzuruna çıkmayı yalanladınız, amellerin karşılığının verileceği kıyameti reddettiniz ve azap sözü aleyhinize hak oldu; “İşte kendisiyle tehdit edildiğiniz” ve dünyada iken kendisini yalanladığınız “cehennem!” Haydi onu kendi gözlerinizle görün. İşte o vakit kalpler dehşete kapılacak, gözler yerinden fırlayacak ve en büyük korku tahakkuk edecektir.
64. Sonra bu dehşet, cehennem ateşine atılmaları emredilince zirveye çıkacak ve onlara şöyle denilecek:“Küfre sapmanızdan ötürü bugün girin oraya!” Yani bu cehennem ateşine girin de ateşi sizi kavursun ve harareti dört bir yanınızı kuşatsın. Allah’ın âyetlerini inkâr etmiş, Allah’ın peygamberlerini yalanlamış olmanız sebebi ile bu azabınız en ileri dereceye ulaşacaktır. Yüce Allah, o bedbahtlık yurdundaki korkunç ve dehşetli hallerin açıklanması sadedinde devamla şöyle buyurmaktadır:
65. “Bugün Biz ağızlarına mühür vururuz.” Onları dilsiz kılarız da konuşamazlar. İşledikleri küfür ve yalanlama suçlarını inkâr edemezler. “(dünyada) ne işlediklerini bize elleri söyler ve ayakları şahitlik eder.” Onların kendi azaları işlediklerine tanıklık edecek, her şeyi konuşturan Allah onları da konuşturacaktır.
66. “Eğer dileseydik gözlerini” tıpkı onların konuşma kabiliyetlerini yok ettiğimiz gibi görme imkânlarını da yok ederek “silme kör ederdik de (doğru) yolu bulmak için koşuşurlardı.” Yol bulmak üzere koşuşup dururlardı. Çünkü bu izlemek istedikleri yol, cennete ulaştıracak olan yoldur. “Ama” gözleri silme kör edildiğine göre “nasıl görecekler ki?”
67. “Eğer dileseydik oldukları yerde hilkatlerini değiştirirdik.” Onları hareketsiz kılardık da “ne ileri gitmeye ne de” cehennemden uzaklaşmak için “geri dönmeye güçleri yetmezdi.” Yani bu kâfirler aleyhine azap sözü hak olmuştur. Artık ceza görmeleri kaçınılmazdır. Böyle bir durumda ise cehennem ateşinden başka bir seçenek olmayacaktır. Bu ateş, onlar tarafından görülecektir. Sırat üzerinden geçmedikçe de hiçbir kimse kurtulamayacaktır. Sırattan ise ancak nurları aydınlığında yürüyen iman ehli kimseler geçebilecektir. Bu kâfirlerin ise cehennem ateşinden kurtulacaklarına dair Allah’tan kendilerine verilmiş bir ahitleri yoktur. O, dilerse onların gözlerini silme kör yapar, bununla birlikte hareket kabiliyetlerini olduğu gibi bırakabilir. Ancak sırata (yola) doğru gitmek için birbirleri ile yarışacak olsalar bile ona giden doğru yolu bulamayacaklardır. Dilerse de hareket kabiliyetlerini yok eder ve ileri de gidemezler, geri de dönemezler. Maksat onların Sıratı geçemeyeceklerini ve böylelikle kurtulamayacaklarını anlatmaktır.
36:60
۞۞ أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعْبُدُواْ ٱلشَّيْطَٰنَ ​ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ‮٦٠‬‬‬
Musayev
Ey Adəm övladları! Məgər Mən sizə buyurmadımmı ki, şeytana ibadət etməyin, o sizin açıq-aydın düşməninizdir,
Sultanov
Ey Adəm oğulları! Mən sizə: “Şeytana ibadət etməyin! O, sizin açıq-aşkar düşməninizdir”, - deyə əmr etmədimmi?!
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ey Adəm övladları, mə­gər Mən si­zə Öz peyğəmbərlərimin vasitəsi sizə tövsiyə edib buyurmadım ki, hər cür küfr və asilik etməklə şeytana ibadət etməyin, həqiqətən də, şeytan si­zin açıq-aydın düş­məni­nizdir?! Ağıllı adam özünə açıq-aydın düşmən olan şeytana necə itaət edə bilər?!
36:61
وَأَنِ ٱعْبُدُونِى ​ۚ هَٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ‮٦١‬‬‬
Musayev
Mənə ibadət edin! Doğru yol budur.
Sultanov
Mənə ibadət edin. Doğru yol budur!
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ey Adəm övladları, Mən sizə yalnız Mənə ibadət etməyi və heç nəyi Mənə şərik qoşmamağı əmr etmişdim. Yalnız Mənə ibadət və itaət etmək, həm Mənim rizamı qazanmağa, həm də Cənnətə tərəf aparan doğ­ru yol­dur. Lakin siz Mənim tövsiyəmə və sizə buyurulanlara məhəl qoymadınız.
36:62
وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا ​ۖ أَفَلَمْ تَكُونُواْ تَعْقِلُونَ‮٦٢‬‬‬
Musayev
Artıq (şeytan) içərinizdən bir çoxlarını yoldan çıxartmışdır. Məgər dərk etmirdiniz?!
Sultanov
Həqiqətən, şeytan sizdən bir çox nəsilləri haqq yoldan azdırdı. Hələ də dərk etmirsinizmi?
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Artıq şeytan içərinizdən çox­larını yoldan çıxart­mış­dır. Məgər sizi Rəbbinizə itaət etməyə və yalnız Ona ibadət etməyə təhrik edən, habelə, açıq-aydın düşməniniz olan şeytana itaət etməkdən çəkindirən ağlınız yoxdurmu?!
36:63
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ‮٦٣‬‬‬
Musayev
Bu, sizə vəd edilmiş Cəhənnəmdir.
Sultanov
Bu, sizə vəd olunan cəhənnəmdir.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Bu, dünyada etdiyiniz küfrə görə, sizə vəd edilmiş Cəhənnəmdir. O vaxt siz onu görmürdünüz, bu gün isə artıq siz onu öz gözlərinizlə görürsünüz.
36:64
ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ‮٦٤‬‬‬
Musayev
Küfür etdiyinizə görə bu gün orada yanın!
Sultanov
Haqqı inkar etdiyinizə görə bu gün ora girin!
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Dünya həyatınızda Allaha küfr etdiyinizə görə, bu gün ora girin və onun atəşində yanın!”
36:65
ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ‮٦٥‬‬‬
Musayev
Bu gün onların ağızlarına möhür vurarıq. Qazandıqları (günahlar) barəsində onların əlləri Bizimlə danışar, ayaqları da şəhadət verər.
Sultanov
Bu gün onların ağızlarını möhürləyərik. Qazandıqları günahlar barəsində Bizimlə əlləri danışar, ayaqları da şahidlik edər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Bu gün Biz onların ağızla­rı­na möhür vuracaq və onlar lal olub etdikləri küfr və asilikləri inkar edə bilməyəcəklər. Dünyada etdikləri əməllər barə­sin­də onların əlləri Bizimlə danışacaq, ayaq­ları da, onların asilik etdiyinə və bu asiliyin dalınca getdiyinə şəhadət ve­rəcək.
36:66
وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُواْ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ‮٦٦‬‬‬
Musayev
Əgər istəsəydik, onların gözlərini kor edərdik. O zaman onlar (düz) yolla getməyə çalışardılar. Amma necə görə bilərdilər?!
Sultanov
Əgər Biz istəsəydik, onların gözlərini tamamilə kor edərdik. Bu zaman onlar (doğru) yola çatmaq üçün bir-birləri ilə yarışardılar. Ancaq necə görə bilərdilər?!
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Əgər Biz onların gözlərini kor etmək istəsəydik, kor edərdik və onlar heç nə görməzdilər. Onda onlar doğru yolu tapıb Cənnətə girmə üçün bir-biri ilə ötüşərdilər. Lakin onların kor olduqları halda doğru yolu tapması mümkün deyil.
36:67
وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَٰعُواْ مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ‮٦٧‬‬‬
Musayev
Əgər istəsəydik, onları yerlərindəcə elə hala salardıq ki, nə irəli, nə də geri gedə bilərdilər.
Sultanov
Əgər Biz istəsəydik, onları olduqları yerdə elə bir hala salardıq ki, nə irəli gedə bilər, nə də geri qayıda bilərdilər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Əgər Biz onların xilqətini dəyişdirmək və onları topal etmək istəsəydik, edərdik və bundan sonra onlar yerlərindəcə donub qalar, nə irəli, nə də geri gedə bilərdilər.
36:68
وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ ​ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ‮٦٨‬‬‬
Musayev
Kimə uzun ömür veririksə, onu xilqətcə tərsinə çeviririk. Məgər başa düşmürlər?!
Sultanov
Biz kimə uzun ömür versək, onu yaradılış etibarilə tərsinə çevirərik (qocaldıb zəif bir hala salarıq). Hələ də dərk etmirlərmi?
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Biz insanlardan kimə uzun ömür veririksə, onu xilqətcə zəiflədirik, (qüvvəsini alır, hafizəsini zəiflədir və s.). Məgər onlar ağıllarını işlədib, bu həyatın qərar tutulacaq bir yer və əbədi yurd olmadığını, məhz axirət yurdunun əbədi yurd olduğunu dərk etmirlərmi?!
Tafsir as-Saadi, 36:60–68

68- Kime uzun ömür verirsek yaratılışta onu tam tersine çeviririz. Hala akıllarını kullanmayacaklar mı?

68. Biz Ademoğullarından “kime uzun ömür verirsek yaratılışta onu tam tersine çeviririz.” Yani ilk zayıflık haline, aklının ve gücünün zayıf olduğu döneme geri döner. “Hala akıllarını kullanmayacaklar mı?” Ademoğlunun her bakımdan eksik olduğunu düşünmeyecekler mi ki akıllarını ve güçlerini toplayıp bunları Rablerine itaat uğrunda kullansınlar.
36:69
وَمَا عَلَّمْنَٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَن​ۢبَغِى لَهُۥٓ ​ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْءَانٌ مُّبِينٌ‮٦٩‬‬‬
Musayev
Biz Ona (Muhammədə) şeir öyrətmədik, bu ona heç yaraşmaz da. Bu ancaq öyüd-nəsihət və aydın Qurandır ki,
Sultanov
Biz ona şeir öyrətməmişik, bu ona yaraşmaz da. Bu ancaq (Allah tərəfindən göndərilmiş) bir öyüd və açıq-aşkar Qurandır.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Biz Muhəmmədə (səllallahu aleyhi və səlləm) şeir öy­rət­mədik, bu ona heç ya­raşmaz da. Belə etmək onun xilqətinə və təbiətinə aid deyil ki, bu sizə, onun şair olduğunu iddia etmənizə rəvac versin. Bizim ona öyüd-nəsihətdən və araşdıranlara aydın olan Qurandan başqa bir şey öyrətmirik.
Tafsir as-Saadi

69- Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona yakışmaz da. O, ancak bir zikir/öğüt ve apaçık/açıklayıcı bir Kur’ân’dır. 70- O, diri olan kimseleri uyarsın ve kâfirler aleyhine de (azap) sözü hak olsun diye (indirilmiştir).

69. Yüce Allah, peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i müşriklerin kendisine yakıştırdıkları üzere bir şair ve getirdiği sözün de bir şiir olmasından tenzih ederek şöyle buyurmaktadır:“Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona yakışmaz da.” Şairlik ona yakışmaz. Çünkü onun şair olması imkânsız bir şeydir. Zira o, doğru yoldadır, hidâyet üzeredir. Şairler ise azgın ve sapkın kimselerdir. Onlara uyanlar da öyledir. Böylece Yüce Allah, bu sapıkların Rasûlü ile ilgili olarak ileri sürdükleri ve dört elle sarıldıkları bütün şüpheleri ortadan kaldırmış, hepsini kökten kurutmuştur. Onun kesinlikle okuma yazma bilmediğini belirterek, ayrıca ona şiiri öğretmediğini, şiirin ona yakışmadığını da haber vermektedir. Çünkü “O, ancak bir zikir ve apaçık bir Kur’ân’dır.” Yani onun getirdikleri, ancak özlü akıl sahiplerinin dinî bütün ihtiyaçlarını görüp bilecekleri ve kendisi ile öğüt ve ibret alacakları bir zikir/öğüt/hatırlatmadır. Bu Kitap, bütün bu ihtiyaçları kapsar, hem de en mükemmel bir şekilde. Aynı zamanda o, akıllara Yüce Allah’ın fıtratlara yerleştirmiş olduğu güzel olan her bir şeyin yapmayı ve her çirkinden de kaçma gereğini de hatırlatır. “Ve apaçık/açıklayıcı bir Kur’ân’dır.” Açıklanması gereken her şeyi açıkça beyan eder. Hak olan her bir şeyi bütün tafsilî ile icmalî delilleri ile açıkladığını ifade etmek için de neyi açıkladığı ayrıca zikredilmemiştir. Batılın batıl olduğunu da ortaya koyar. İşte bu Kitabı Yüce Allah bu özelliği ile Rasûlüne indirmiş bulunmaktadır.
70. “O” kalbi “diri” ve uyanık “olan kimseleri uyarsın” İşte bu Kur’ân ile arınıp temizlenen, ilim ve amelleri Kur’ân dolayısı ile artan kimseler bunlardır. Kur’ân, böylelerinin kalbi için, temiz ve iyi toprak için yağmur neyse işte o etkiyi gösterir. “ve kâfirler aleyhine de (azap) sözü hak olsun diye.” Çünkü Allah’ın onlara karşı delili ortaya konulmuş ve kendilerinin ileri sürecek hiçbir mazeretleri kalmamıştır. Tutunabilecekleri asgari bir şüphe ve en küçük bir bahaneleri dahi kalmamıştır.
36:70
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ‮٧٠‬‬‬
Musayev
diri olanları xəbərdar etsin və kafirlər barəsindəki söz gerçəkləşsin.
Sultanov
Diri olanları xəbərdar etsin və kafirlər barəsindəki (əzab) sözü vacib olsun deyə (onu nazil etdik).
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Belə edirik ki, qəlbi salamat və bəsirət gözü açıq olan kimsələri qorxutsun. Məhz beləsi Qurandan faydalana bilər. Həmçinin, kafirlər də, Quranın nazil olması və Peyğəmbərin (səllallahu aleyhi və səlləm) dəvətinin onlara çatması ilə, özlərinin əleyhinə dəlil-sübut göstərildikdən sonra əzab çəkməyə layiq olsunlar və üzrxahlıq etmələri üçün bir bəhanələri qalmasın.
36:71
أَوَلَمْ يَرَوْاْ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَٰمًا فَهُمْ لَهَا مَٰلِكُونَ‮٧١‬‬‬
Musayev
Məgər onlar görmürlər ki, Biz onlar üçün, sahib olduqları heyvanları Öz əllərimizlə yaratmışıq?!
Sultanov
Onlar üçün sahib olduqları heyvanları Öz qüdrətimizlə yaratdığımızı görmədilərmi?
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Məgər onlar görmürlər ki, Biz onlar üçün mal-qa­ra yaratmışıq, onlar da, o mal-qaraya sahib olmuş və onlardan öz xeyirlərinə istifadə edirlər?!
Tafsir as-Saadi, 36:70–71

71- Görmezler mi ki biz onlar için kendi ellerimizin var ettiği davarlar yarattık da kendileri her yönüyle onlara sahiptirler. 72- Onları kendilerine amade kıldık. Bu sayede bir kısmına binerler, bir kısmını da yerler. 73- Onlarda kendileri için türlü faydalar, ayrıca içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

71-73. Yüce Allah kullarına, emirlerine amade kılıp kendilerine boyun eğdirmiş olduğu davarlara ibretle bakmalarını emretmektedir. Âdemoğullarını bu davarlara sahip kılmıştır. Bu davarlar, istedikleri her bir hususta onların isteklerine boyun eğmektedir. Ademoğulları bu davarlardan pek çok yönden yararlanmaktadırlar: Kendilerini, yüklerini, eşyalarını ve mallarını bir yerden bir yere taşırlar. Onlardan bir kısmını yerler, onlardan ısınacak elbiseler yaparlar. Yünlerinden, tüylerinden, kıllarından bir süreye kadar yararlanacakları şekilde süs ve eşyalar edinirler. Ayrıca onların varlığı kendileri için bir süs ve güzelliktir. Buna benzer daha pek çok menfaatleri vardır. “Hâlâ” bunca nimetleri kendilerine ihsan eden Allah'a “şükretmeyecekler mi?” O’na ihlasla ibadet etmeyecekler mi? Bunlardan ibret ve tefekkürden uzak bir şekilde yararlanmaya bir son vermeyecekler mi?
36:72
وَذَلَّلْنَٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ‮٧٢‬‬‬
Musayev
Biz bunları (heyvanları) onların ixtiyarına verdik. Onların bəzisini minir, bəzisini də yeyirlər.
Sultanov
Bu heyvanları onların əmrinə verdik. Onlardan bəzilərinə minir, bəzilərini də yeyirlər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Biz bu heyvanları onlar üçün yaratdıq və onların ixtiyarına verdik. Onların bəzisini minir və bellərində əşyalarını daşıyır, bəzisinin də ətindən yeyirlər.
36:73
وَلَهُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُ ​ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ‮٧٣‬‬‬
Musayev
Bunlarda (bu heyvanlarda) onlar üçün (başqa) mənfəətlər və içiləcək süd də vardır. Yenə də şükür etməyəcəklərmi?!
Sultanov
Bu heyvanlarda onlar üçün bir çox fayda və içəcək süd də vardır. Onlar hələ də şükür etmirlərmi?
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Onlar üçün bu heyvanları minmək və ətindən yemək kimi mənfəətlərdən başqa, yunundan, qılından, tükündən və müqabilində əldə edilmiş puldan istifadə etmək, bu heyvanların tükündən özünüzə isti paltarlar və yumuşaq döşəklər düzəltmək, habelə, südündən içmək ­kimi başqa mənfəətlər də vardır. Bu və digər nemətləri onlara bəxş edən Allaha şükür etməyəcəklərmi?!
36:74
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ‮٧٤‬‬‬
Musayev
(Müşriklər) Allahdan başqa ilahlar qəbul etdilər ki, bəlkə özlərinə bir kömək olsun.
Sultanov
Onlar özlərinə yardım ediləcəyini umaraq Allahdan başqa ilahlar qəbul etdilər.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Müşriklər Allahdan başqa tanrılar qəbul edib onlara tapındılar ki, bəlkə bu tanrılar özlərinə yardım etsin və onları Allahın əzabından qurtarsın.
Tafsir as-Saadi, 36:72–74

74- Onlar yardım görecekler ümidiyle Allah'ın dışında ilahlar edindiler. 75- Halbuki o ilahlar, onlara yardım edemezler. Aksine kendileri, onlar için hazır askerlerdir.

74. Bu buyruk, müşriklerin Yüce Allah ile birlikte edindikleri ilâhların ilâhlıklarının batıl olduğunu, bunların kendilerine yardım ve şefaat edeceklerini boş yere umduklarını açıklamaktadır. Yani onların, kendileri ile Allah arasında şefaat ve aracılıkta bulunmaları şeklindeki düşünceleri batıldır. Çünkü bu putlar, son derece acizdirler. 75. “Halbuki o ilahlar, onlara yardım edemezler.” Dahası o putlar, kendi kendilerine de yardım edemezler. Kendi kendilerine yardım edemeyeceklerine göre kendilerine ibadet edenlere nasıl yardım etsinler!? Zira yardımcı olmanın iki şartı vardır? Buna güç yetirebilmek ve irade sahibi olmak. Eğer buna güç yetirebiliyor ise geriye “Acaba kendisine ibadet eden kimseye yardım etmek istiyor mu, istemiyor mu?” sorusu kalır. “Güç yetiremeyiş” durumu ise her iki şartı da ortadan kaldırır. “Aksine kendileri, onlar için hazır askerlerdir.” Yani onlar da kendilerine ibadet edenler de azapta hazır edilecekler ve biri ötekinden uzak olduğunu bildirecektir. Peki, ne diye bunlara ibadetten dünyada iken uzaklaşmıyor ve mutlak mülk, fayda, zarar, verme, alıkoyma yetkilerini elinde bulunduran, gerçek dost ve yardımcı olan Allah’a ihlasla ibadete yönelmiyorsunuz?
36:75
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ‮٧٥‬‬‬
Musayev
(O ilahlar) onlara heç bir kömək edə bilməzlər. Halbuki özləri onlar üçün (onları qorumağa) hazır durmuş əsgərlərdir.
Sultanov
(Bu bütlərin) onlara yardım etməyə gücləri çatmaz. Halbuki onlar özləri bütlər üçün hazır durmuş əsgərlərdir.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Onların tapındıqları tanrılar nə özlərinə kömək edə bilər, nə də Allahı qoyub onlara ibadət edən kimsələrə kömək edə bilərlər. Onların həm özləri, həm də bütləri əzaba düçar olacaq və onlardan hər biri digərindən uzaq olduğunu bildirəcək.
36:76
فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ ​ۘ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ‮٧٦‬‬‬
Musayev
Onların sözü (bütlər bizim ilahlarımızdır yaxud sən peyğəmbər deyilsən) səni kədərləndirməsin. Şübhəsiz ki, Biz onların gizli saxladıqlarını və aşkar etdiklərini bilirik.
Sultanov
(Ey Peyğəmbər!) Onların sözləri səni kədərləndirməsin. Şübhəsiz ki, Biz onların gizlətdiklərini də, aşkar etdiklərini də bilirik.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ey Peyğəmbər, onların: "Sən rəsul deyilsən", yaxud "sən şairsən" sözü və başqa bu kimi böhtanları səni kədərləndirmə­sin. Şübhəsiz ki, Biz on­la­rın nəyi giz­li saxla­dıq­larını və nəyi aşkara çıxardıqlarını bilirik. Bunlardan heç bir şey Bizdən gizli qalmaz və Biz onlara dediklərinin cəzasını verərik.
Tafsir as-Saadi, 36:75–76

76- O halde onların sözleri seni üzmesin. Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.

76. Yani ey peygamber! Yalanlayıcıların söyledikleri sözler seni üzmesin. İfadelerin akışından anlaşıldığı kadarı ile bu sözden kasıt, inkârcıların Allah Rasûlü hakkında onu tenkit etmek üzere yahut onun getirdikleri ile ilgili söyledikleri her türlü sözdür. Yani kalbin onlara üzülmekle meşgul olmasın. “Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz” ve onlar hakkındaki bu bilgimize göre onları cezalandıracağız. Yoksa onların söyledikleri sözlerin sana hiçbir zararı olmaz.
Bu âyet-i kerimelerde öldükten sonra dirilişi inkâr edenlerin şüphesi ve bu şüpheye en mükemmel, en güzel ve en açık bir şekilde cevap vardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
36:77
أَوَلَمْ يَرَ ٱلْإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقْنَٰهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ‮٧٧‬‬‬
Musayev
Məgər insan onu nütfədən yaratdığımızı görmür? Budur, o indi açıq-aşkar mübahisə edir.
Sultanov
İnsan Bizim onu nütfədən yaratdığımızı görmədimi? Bir də baxırsan ki, o, (Rəbbinə qarşı) açıq-aydın bir düşmən kəsilib.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ölümdən sonra dirilməni inkar edən insan, Bizim onu nütfə­dən yaratdığımızı, sonra, yaradılış mərhələlərindən keçib dünyaya gəldiyini və böyüyüb boya-başa çatdığını, sonra da, çox mübahisə və münaqişə edən birisinə çevrildiyini düşünmürmü?! Məgər bütün bunları görümür ki, ölümdən sonra dirilməni özü üçün isbat edə bilsin?!
Tafsir as-Saadi

77- İnsan, bizim kendisini bir nutfeden yarattığımıza hiç mi bakmaz ki kalkıp (bize) apaçık bir hasım kesiliyor? 78- Kendi yaratılışını unutuyor da bize misal getiriyor ve:“Çürümüş haldeki kemikleri kim diriltecek?” diyor. 79- De ki:“Onları ilk defa kim yarattıysa O diriltecektir. O, her türlü yaratmayı/yaratılmışı çok iyi bilendir.” 80- O, sizin için yeşil ağaçtan ateş çıkarandır. İşte siz, ondan ateş tutuşturuyorsunuz. 81- Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini (tekrar) yaratmaya kadir değil midir? Elbette (kadirdir). O, (her şeyi) yaratandır, her şeyi bilendir. 82- O, bir şeyi (var etmeyi) diledi mi sadece ona: “Ol” der, o da hemen oluverir. 83- Her şeyin hükümranlığı elinde bulunan (Allah, her türlü eksiklikten) münezzehtir! Sizler, yalnız O’na döndürüleceksiniz.

77. Öldükten sonra dirilişi inkâr eden yahut da bu hususta şüphesi olan “insan bizim kendisini” önce “bir nutfeden yarattığımıza” sonra onu büyüyünceye, gençleşinceye, aklı olgunlaşıp kemale erinceye kadar aşamadan aşamaya geçirmek sureti ile yetiştirdiğimize “hiç mi bakmaz ki kalkıp” önceleri nutfeden yaratılmış olduğu halde “apaçık bir hasım kesiliyor?” Haydi bu iki hal arasındaki farka baksın ve kendisini yoktan var edenin, onu çürüyüp parçalandıktan sonra tekrar diriltmeye ve yeniden yaratmaya öncelikle kadir olduğunu düşünüp anlasın.
78. “Kendi yaratılışını unutuyor da bize misal getiriyor” Ki hiç kimsenin böyle bir misal getirmesi yerinde değildir. Çünkü bu misalle Yaratanın kudreti yaratılmışın kudretine kıyas edilmekte ve yaratılmışın kudreti için uzak olan bir husus, Yaratıcının kudreti için de uzak görülmektedir. Bu misal şu buyrukla açıklanmaktadır: Bu insan “Çürümüş haldeki kemikleri kim diriltecek?” diyor” Yani bunu diriltecek kimse var mı? Bu soru, inkâr amaçlıdır. Yani bu kemikleri çürüyüp dağıldıktan sonra hiç kimse diriltemez, demektir. İşte misal ve şüphe budur. Ona göre böyle bir iş, alışılagelmiş insan kudreti açısından son derece uzak bir ihtimaldir. Ancak onun söylediği bu söz, onun gafletinin ve ilk yaratılışını unutuşunun bir sonucudur. Eğer o daha önce anılmaya değer bir şey olmadığı halde yaratılmış olduğuna dikkat etmiş olsa idi gerçeği açıkça görür ve böyle bir misal vermeye kalkışmazdı. Yüce Allah, böyle bir ihtimali uzak görmeye son derece yeterli ve tatmin edici bir cevap vererek şöyle buyurmaktadır:
79. Böyle bir gerçeği sadece tasavvur etmekle bile en ufak bir şüphe söz konusu olmaksızın bunları ilk olarak yaratanın, ikinci bir defa daha yaratmaya kadir olduğu kesinlikle bilinir. Ayrıca bir kimse bunu düşünecek olursa, ilâhî kudrete göre bunun çok daha kolay olduğunu da anlar. “O, her türlü yaratmayı/yaratılmışı çok iyi bilendir.” Bu, Yüce Allah’ın sıfatlarından ikinci bir delildir. O da Yüce Allah’ın bütün yaratılmışları, bütün halleri ile ve bütün zamanları ile bildiğini ve bilgisi ile onları kuşattığını ortaya koymaktadır. Yerin ölenlerin cesetlerinden neleri eksilttiğini, geriye nelerin kaldığını bildiği gibi gizlileri de açıkları da bilir. Kul, Yüce Allah’ın bu uçsuz bucaksız ilmini ikrar ve kabul ettiği taktirde bunun, Allah’ın ölüleri kabirlerinden diriltmesinden daha büyük ve daha üstün olduğunu da bilir. Daha sonra Yüce Allah, üçüncü bir delili daha zikrederek şöyle buyurmaktadır:
80. Kuru olan ateşi son derece yaş ve nemli olan yeşil ağaçtan -ikisinin birbirine zıt olmasına, birbirlerine tamamen aykırı olmalarına rağmen- çıkartan Yüce Allah’ın, ölüleri kabirlerinden çıkartması da böyle de kolaydır. Daha sonra dördüncü bir delili söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
81. “Gökleri ve yeri” genişliklerine ve büyüklüklerine rağmen “yaratan, hiç onlar gibisini yaratmaya” yani onları diriltmeye “kadir değil midir? Elbette” buna kadirdir. Çünkü göklerin ve yerin yaratılması insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. “O, (her şeyi) yaratandır, her şeyi bilendir.” Bu da beşinci delildir. Çünkü Yüce Allah, öncekileri ile sonrakileri ile küçükleri ile büyükleri ile bütün mahlukatın yaratıcısıdır. Bunların hepsi O’nun yaratmasının ve kudretinin eserleridir. O, bir şeyi yaratmak istedi mi o, hiçbir şekilde ona güç gelmez. Yüce Allah’ın ölüleri yeniden yaratması, aslında O’nun yaratmasının eserlerinden sadece bir tanesidir. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
82. “O, bir şeyi” bu ifade -şarttan sonra nekire/belirtisiz isim geldiğinden dolayı- her bir şeyi kapsar; “(var etmeyi) diledi mi sadece ona: “Ol” der, o da hemen oluverir.” Derhal ve hiçbir karşı koyma olmaksızın var olur.
83. “Her şeyin hükümranlığı elinde bulunan (Allah, her türlü eksiklikten) münezzehtir” Bu da altıncı delildir. Yüce Allah, her şeyin mutlak sahibi ve hükümranıdır. Ulvi alemde olsun, süfli alemde olsun var olan her bir şey O’nun mülküdür. Hepsi O’nun emrindeki kullardır, O’nun tarafından işleri çekilip çevrilmektedir. Son derece hikmetli kaderi ile, şer’î hükümleri ile ve cezaî hükümleri ile onlar üzerinde O tasarrufta bulunur. Cezaî hükümlerinin haklarında uygulamaya konması için ölümlerinden sonra tekrar onları diriltmesi de hükümranlığının kemalindendir. Bundan dolayı:“Sizler yalnız O’na döndürüleceksiniz” buyurmaktadır. Bunda en ufak bir şüphe ve tereddüt yoktur. Çünkü buna dair kati deliller ve apaçık belgeler sayılamayacak kadar çoktur. Kelâmında hidâyet, şifa ve nur bulunan Yüce Allah’ın şanı ne yücedir!

Yasin suresinin tefsiri burada sona ermektedir. Celâline yakışan şekli ile hamdolsun Yüce Allah’a! Kemaline yakışan şekli ile övgülerimiz O’nadır. Azametinin ve Kibriyâ’sının gerektirdiği şekilde şan ve şeref O’nundur. Allah’ın salât ve selâmı Muhammed’in üzerine olsun!

***

36:78
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِىَ خَلْقَهُۥ ​ۖ قَالَ مَن يُحْىِ ٱلْعِظَٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ‮٧٨‬‬‬
Musayev
O Bizə bir məsəl çəkdi, lakin öz yaradılışını unutdu. O: “Çürümüş sümükləri kim dirildə bilər?”– dedi.
Sultanov
O öz yaradılışını unudaraq Bizə qarşı bir misal çəkib: “Çürümüş sümükləri kim dirildəcək?!” - deyir.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
O kafir, dirilmənin qeyri-mümkün olduğunu isbat etmək üçün çürümüş sümükləri misal çəkib: "Onları kim yenidən yarada bilər?" deyərkən, özünün heç nədən yaradıldığını unutmuşdur.
36:79
قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ ​ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ‮٧٩‬‬‬
Musayev
De: “Onları ilk dəfə yaradan (Allah) dirildəcəkdir. O, hər bir məxluqu yaxşı tanıyandır.
Sultanov
De ki: “Onları ilk dəfə yaradan dirildəcəkdir. O, hər cür yaratmağı yaxşı bilir”.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ey Muhəmməd, ona cavaba olaraq de: “Bu çürümüş sümükləri onları ilk dəfə yaradan dirildəcək. Onları ilk dəfə yaradan, yenidən onlara həyat verməkdən aciz qalmaz. Pak və müqəddəs Allah hər bir məxlu­qu yaxşı tanıyır. Onlardan heç bir şey Allaha gizli qalmaz.
36:80
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَآ أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ‮٨٠‬‬‬
Musayev
O sizin üçün yaşıl ağacdan od əmələ gətirdi. Budur, siz indi ondan od yandırırsınız”.
Sultanov
Sizin üçün yaşıl ağacdan od əmələ gətirən Odur. Beləcə, siz onunla od qalayırsınız.
*] Bədəvi ərəblər bəzi ağacların çubuqlarını bir-birinə sürtərək od qalayırdılar. Ayədə qəsd olunan odur ki, yaşıl ağacdan od əmələ gətirən Allah ölüləri də diriltməyə qadirdir.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Ey insanlar, Allah sizin üçün yaşıl və yaş ağac­dan istifadə etdiyiniz odu əmələ gətirdi. Budur, siz indi on­dan od yandırır­sınız. Bir-birinə zidd olan iki şeyi - yaşıl ağacda olan su ilə onun içində yanan odu bir araya gətirən Allah, ölüləri diriltməyə də qadirdir.
36:81
أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم ​ۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ‮٨١‬‬‬
Musayev
Göyləri və yeri xəlq edən Allah onlar kimisini xəlq etməyə qadir deyilmi?! Əlbəttə ki, (hər şeyi) xəlq edən və (hər şeyi) bilən Odur.
Sultanov
Göyləri və yeri yaradan Allah onların bənzərini yaratmağa qadir deyilmi? Bəli, qadirdir! O, hər şeyi yaradandır, hər şeyi biləndir.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Məgər əzmətli göyləri və yeri yaradan Allah, bəşəriyyəti öldürdükdən sonra onları diriltməyə qadir deyilmi?! Əlbəttə, qadirdir. O, məxluqatın hamısını yaradan Xaliq və onlar haqqında hər şeyi biləndir. Yaradılanlar barədə heç bir şey Allaha gizli qalmaz.
36:82
إِنَّمَآ أَمْرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ‮٨٢‬‬‬
Musayev
O, bir şeyi (yaratmaq) istədikdə ona: “Ol!” deyər, o da olar.
Sultanov
O, bir şeyin olmasını istədiyi zaman ona yalnız: “Ol!” - deyə əmr edər. O da dərhal olar.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Pak və müqəddəs olan Allahın buyuruğu və istəyi belədir ki, O, bir şeyi yaratmaq istə­dik­də, ona sadəcə: “Ol!” deyər və dərhal Onun istədiyi olar. Yaratmaq, öldürmək, yenidən diriltmək və başqa bu kimi işlər də, Onun istəyinə bağlıdır.
36:83
فَسُبْحَٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ‮٨٣‬‬‬
Musayev
Əlində hər şeyin hökmü olan (Allah) pak və müqəddəsdir. Siz ancaq Onun hüzuruna qaytarılacaqsınız.
Sultanov
Hər şeyə hökmran olan Allah pak və müqəddəsdir! Siz Ona qaytarılacaqsınız.
Quranın Müxtəsər açıqlaması
Allah, müşriklərin Ona isnad etdiyi acizlikdən uzaqdır, pak və müqəddəs­dir. Hər şeyin mülkü Onun ixtiyarındadır və Allah, onları istədiyi kimi idarə edir. Hər şeyin açarları Onun əlindədir. Siz axirətdə təkcə Onun hüzuruna qaytarı­la­caq­sınız və O sizə əməllərinizin əvəzini verəcəkdir.

Surədə oxu →